Kışın Gelmesiyle Birlikte Hastalıklar Artıyor!

Kışın gelmesiyle birlikte hastalıklar artıyor. Hastalıkların önüne geçmek, rahat, sağlıklı ve mutlu bir kış geçirmek için önleminizi önceden almalısınız. Aksi takdirde, olumsuz çevre koşulları, aşırı yorgunluk, uykusuzluk, stres, yetersiz ve sağlıksız beslenme, sigara ve alkol kullanımı bünyenizi ele geçirerek bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir. Dolayısıyla her şeyden önce beslenmenize dikkat etmeli, sağlığınıza önem vermelisiniz.

Görme işlevleri, epitel doku devamlılığı, büyüme-gelişme ve üreme gibi fonksiyonlarının yanı sıra A vitamini, bağışıklık sisteminde etkisi en büyük vitaminlerden biridir. A vitamininin günlük ihtiyacının karşılanması; deri bütünlüğünü korumaya yardımcı olarak mikroplara karşı ilk engeli oluşturur. Bağışıklık sistemini güçlendirir, enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırır, hastalık yapıcı etkenlerle mücadele ederek kronik hastalıkları önler. Havuç, kayısı, balkabağı, ıspanak, kabak, tere, maydanoz, marul, dereotu, roka, brokoli A vitamini açısından zengindir. Ancak A vitaminin işlenmiş ya da hormonlu gıdalardan temin edilmesi insan sağlığı bakımından tehlikeli olabilir. A vitaminini doğal kaynaklardan temin etmek daha uygundur. Cod liver oil (morina balığı karaciğer yağı) doğal A vitamini kaynağıdır, her gün düzenli olarak kullanılmalıdır.

Omega 3 ve Omega 6 Dengesi

“Omega 3” ve “Omega 6” vücudumuzun sistematik çalışması açısından birbirini tamamlayan, mutlaka almamız gereken yağ asitleridir. Vücudumuzun bu yağ asitlerini üretememesi, onları gıdalar vasıtasıyla temin etmemizi gerektiriyor. Ancak dışarıdan aldığımız bu elzem yağlar, kimi zaman bizim için yeterli olmayabilir. Bu da sağlığımızı etkiler, hücre, doku, organ ve sistemlerimize zarar verir. “Omega 3” ile “Omega 6” oranı, sağlığımızın devamlılığı açısından oldukça önemlidir. Dolayısıyla bu yağ asitlerinin vücuda alımına ve aralarındaki dengeye dikkat etmemiz gerekir.

“Omega 3” ve “Omega 6” birbirlerine tamamen zıt etkilere sahiptir. “Omega 6”, hücreleri çoğaltma, ağrı uyarma, iltihap oluşturma ve pıhtılaşmayı tahrik etmeyi sağlarken, “Omega 3”ün, pıhtılaşmayı önleme, hücre çoğalmasını dengeleme, iltihap baskılama ve ağrıyı azaltma gibi görevleri vardır. Aralarındaki denge sayesinde hangisinin işlevine ihtiyaç duyuluyorsa, etkinliğini göstererek faaliyette bulunmakta ve sağlığımız açısından denge kurulmaktadır. Örneğin “Omega-6” kanamamız olduğunda pıhtılaşma sağlayarak kanamaların durdurulmasını sağladığı gibi, “Omega-3” de nedensiz yere damar içinde pıhtı birikimini engelleyerek damar tıkanıklıklarını önleme ve damar içinde düzenli kan akımı sağlaması açısından önem taşımaktadır.

Günümüz beslenme alışkanlıklarından kaynaklanan, aralarındaki dengenin bozulmasındaki neden “Omega 3” eksikliğidir. Günlük hayatta sıklıkla tükettiğimiz bitkisel yağlardan aldığımız “Omega 6” fazlalığının yanında, maalesef kısıtlı tükettiğimiz ya da hiç tüketemediğimiz “Omega-3” nedeniyle terazi dengesi bozulmakta ve “Omega-6” tarafı ağır basmaktadır. Bu nedenle son yıllarda artış gösteren kronik hastalıkların en önemli nedeninin “Omega-6”ya kıyasla düşük “Omega-3” seviyesi olduğu belirtilmektedir. Bizlerin dengeyi sağlamak amacıyla yapabileceğimiz aslında oldukça basit: Gıda tüketimi alışkanlıklarımızda ufak değişiklikler…

Günlük beslenmemizde Omega-3 açısından zengin gıdaları tüketmeye özen göstermemiz, yine de yetersizlik hissediyorsak, o zaman “Omega-3” içeren kalitesine güvendiğimiz bir takviye edici gıda kullanımı dengenin yeniden oluşmasına yardımcı olacaktır. Omega-3’ün içerdiği EPA ve DHA yağ asitlerinin anne karnındaki bebeklik döneminden itibaren tüm yaşamımız boyunca önem taşıdığını unutmamalıyız.