CUMA 30) 15-12-22-tukettigimiz-besinler

Tükettiğimiz Besinler Duygularımızı Etkiliyor

Tükettiğimiz besinlerin vücudumuza yararı ya da zararı olduğu gibi, ruhumuza da yararı ya da zararı vardır. Duygularımız, yediklerimize göre değişkenlik gösterir.

Aşağıda sırasıyla, içinde bulunduğumuz duygu durumuna göre besinlerin iyi ya da kötü etkilerini görebilirsiniz.

İyimserlik:

Omega 3’ün insanın iyimser hissetmesinde önemli bir rolü vardır. İçerdiği yağ asitleri beyninizi pozitif düşünmeye iter. Balık, ceviz ve fındık gibi besinlerden Omega 3 kaynağı olarak faydalanabilirsiniz.

Sakinlik:

Yoğun stres içindeyseniz ve sakinleşmek istiyorsanız magnezyum içeren besinler tüketmelisiniz. Badem, kabak çekirdeği ve tahıllı ekmek magnezyum içerir. Rahat ve sakin hissetmenizi sağlar.

Mutluluk:

Nörotransmitter maddeler, mutluluğu eksik ya da fazla hissetmenizi sağlar. Çünkü bu maddeler sinirler arasındaki iletimde görevlidir. Karides, ananas ve muz gibi meyveler de serotonin hormonunu arttırır. Bu hormon mutlu olmanızı sağlar.

Özgüven:

Araştırmalara göre tiamin yani B1 vitamini eksikliği, özgüven eksiliğine neden olmaktadır. Kuru üzüm, yulaf, süt ve süt ürünleri, yumurta ve mayalı besinler B1 vitamini eksikliğinizi giderir.

Depresyon:

Omega-3’ün beyin fonksiyonlarını geliştirdiği ve omega-3 açısından zengin beslenmenin depresyonu önlediği bilinmektedir. Vücutta iltihap var ise, bu durum da depresyonu tetikler ve sizi mutsuz bir hale sokar. Soğan tüketimi iltihabın azalmasını sağlar. Düzenli Omega-3 tüketimi de iltihabı azaltıcı etki gösterir.

İsteksizlik:

Zencefil yönünden yüksek besinler isteksizliği azaltır, zor zamanları atlatmanızda size yardımcı olur.

Endişe:

Selenyum eksikliği bireyde endişeye neden olur. Kuruyemişler endişelerden kurtulmanızda oldukça etkilidir.

ÇARŞAMBA 31) 16-01-04-kaliteli-yasam-sifre

Kaliteli Yaşamın 9 Şifresi

Sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmek istiyorsanız yapılması gerekenleri ertelememeli, dengeli beslenmeli, sporunuzu aksatmamalısınız. Sizlere biraz olsun yardımcı olmak adına yapmanız gerekenleri aşağıda sıraladık.

  1. Stresten uzak durun ve depresyon riskinizi azaltın.

Stres, vücudumuzda serbest radikalleri tetikler. Serbest radikaller tüm hastalıkların temelini oluşturan nedenlerden birisidir. Yaşamımızda stresle mücadele etmek, zihinsel ve fiziksel açıdan sağlığımız için önem taşımaktadır. Stresle mücadele etmekte zorlanıldığında daha ciddi boyut olan depresyona meyillenme söz konusu olacağı unutulmamalıdır. Omega 3 yağ asitlerinin, kalp-damar sağlığını korumak ve bağışıklığı güçlendirmenin yanı sıra, depresyondan ve negatif ruh halinden uzak durmanıza yardımcı olduğunu hatırlatmak isteriz.

  1. Fazla kilolarınızdan kurtulun.

Birkaç kilo vermek bile hafif ve zinde hissetmenizi sağlayacaktır. Ayrıca kolesterol, felç ve kanser gibi hastalıklara yakalanma riskiniz de azalır.

  1. Cildinizi gençleştirin.

Çevre kirliliği, sigara dumanı ve UV ışınları cildinizin yaşlanmasında etkilidir. C vitamini kolajen üretimini artırarak ve cilt hücrelerinin yıkımını önleyerek cildin yaşlanma sürecini yavaşlatır. Bol bol C vitamini tüketerek sağlıklı, gergin ve genç görünümlü bir cilde sahip olabilirsiniz.

  1. Bol bol patates tüketin.

Tatlı patates besin değeri en yüksek olan ve doğal şeker içeren nişastalı sebzelerden biridir. Lif, potasyum ve A vitamini açısından zengindir.

  1. Derin derin nefes alın.

Nefes almak, stresli dönemlerde zihninizi rahatlatır. Yavaş ve derin nefes almak vücudunuzu dinlendirir, rahatlatır, üstelik huzura kavuşturur. Bu nedenle meditasyonda da nefes egzersizleri yapılmaktadır.

  1. Kısa sürelerle yoga yapın.

Yoga yapmak sizi rahatlatır ve enerjik hissettirir. Rahatlamak ve enerjik hissetmek için günde sadece 10 dakika yeterlidir. Yoga yaparken kimseye ihtiyaç duymanıza gerek yok. Odaklanmanız yeterli.

  1. Takviye edici gıdalardan yardım alın.

Her ne kadar takviye edici gıdalar normal beslenmenin yerine geçemese de, yetersiz ve dengesiz beslendiğinizi düşünüyorsanız, eksik hissettiğiniz besin değerlerini takviye edici gıdalarla destekleyebilirsiniz. Omega-3 yağ asitleri içerikli, vitamin ve minerallerden ibaret multivitamin içerikli takviyeler bu konuda yardımcı olabilir.

  1. 100 kaloriyi gözden çıkarın.

Asitli içecekleri, abur cuburları hayatınızdan çıkarır, geç saatlerde yemek yemekten vazgeçebilirseniz, günde 100 kalori daha az tüketebilirsiniz.

  1. 8 saat uyuyun.

Ruhen ve bedenen dinlenmeniz için tek yol uyumaktır. Kaliteli ve düzenli uyku, zinde ve mutlu hissetmenizi sağlar.

40-morina-tip-1-diyabet

Morina Balığı Karaciğer Yağı (Cod Liver Oil) ile Tip 1 Diyabet Riski Önlenebilir Mi?

Tip 1 Diyabet, çocukluk dönemi başlangıçlı, sık görülen bir kronik hastalıktır. Neden oluştuğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, bağışıklık sisteminin hatalı olarak insülin üretiminden sorumlu pankreas beta hücrelerine yönelip, bu hücreleri tahrip etmeye başlamasıyla hastalığın ortaya çıktığı düşünülmektedir. Çoğu kez genetik yatkınlığı olan bir kişide bağışıklık reaksiyonunu başlatan bir viral enfeksiyon ya da çevresel bir tetikleyici söz konusu olabileceği belirtilmektedir. Sonuçta insülin yapımı azalmaya başlar, zamanla da hiç insülin yapılamaz.

Virüsler, yeni doğanlarda görülen sarılık veya solunum yetmezliği, D vitamini eksikliği, Omega-3 yetersizliği, annenin doğum yaşının 25’ten küçük olması ve hamilelik döneminde geçirdiği rahatsızlık gibi nedenlerin Tip 1 Diyabet riskini artıran faktörler olduğu tahmin edilmektedir.

Morina balığı karaciğer yağı, Tip 1 Diyabeti önleyici biyolojik faydaları bulunan Omega-3 yağ asitleri EPA ve DHA ile birlikte doğal D vitaminini içermesi açısından da önemli bir kaynaktır.  The American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan 545 vakanın değerlendirildiği klinik çalışma sonuçlarına göre; hamilelik döneminde anne adayının morina balığı karaciğer yağı kullanımı veya bebeğe doğduktan itibaren ilk 1 yaşına kadar cod liver oil verilmesi neticesinde çocukluk dönemi başlangıçlı olan Tip 1 Diyabet riskinin azaltılmasında önemli etkisi olduğu gösterilmiştir.

25-tokluk-hissi

Tok Hissettiren 3 Besin

Doyma hissi yaşamamak kimilerinin muzdarip olduğu bir konu. Ne kadar yemek yenirse yensin, ne kadar düzenli beslenilirse beslenilsin bazı durumlarda tokluk hissi yaşanmıyor. Yemek yendikten bir müddet sonra hiçbir şey yenmemiş gibi bir açlık hissi oluşuyor. Bu durumun nedeni biyolojik ya da psikolojik olabilir. Açlık hissini gidermek için lifli gıdalar tüketmekte fayda var. Örneğin, enginar, portakal ve badem bu lifli gıdalardan.

Badem

Omega 3 seviyesi yüksek bir besindir. Omega 3 yağ asitleri ve lifler açlık hissini yok eder. Bağırsak hareketlerini hızlandırır. Diyet yapanlar, ara öğün olarak, günde en fazla 10-15 tane tüketebilir.

Enginar

Kemikler ve karaciğer için oldukça faydalıdır. Kan şekerini de ayarlar. Vücudun dinç olmasını sağlar.

Portakal

Bağışıklık sistemini güçlendirir. Vücudu zararlı maddelerden arındırır. Cilt sağlığını korur. Hazmı kolaylaştırır. C vitamini oranı yüksektir. Yağ yakımını sağlar. Portakal, bir bütün olarak tüketilmelidir. Sadece suyu içilirse, vücuda yeterli miktarda lif alınamaz.

22-kuvvetli-bagisiklik-sistemi

Kuvvetli Bir Bağışıklık Sistemi İçin

Daha çok kış aylarında soğuk algınlığından yakınırız. Ancak grip ve nezle sadece kış aylarında değil, bütün mevsimlerde bünyemizi ele geçirebilir. Bu hastalıklara teslim olmamak için yapmamız gerekenlere göz atmaya ne dersiniz?

  • Omega 3 gribin güçlü düşmanlarından biridir. Balık yemeyi ihmal etmemeliyiz.
  • Günde 1 tane portakal ya da mandalina yemeliyiz. Fazlası kiloya sebep olur.
  • Sarımsağı çiğ yemek antioksidan etkisini arttırır.
  • Kırmızı et tüketmeliyiz. Mercimek, nohut ve ıspanak da kırmızı etin muadilidir.
  • D vitamini kemiklerimizi güçlendirmenin yanı sıra gribe de engel olur.
  • Günde 1 çay bardağı boza bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirir.
  • Salataya pancar eklemeliyiz.
  • Günde 1 yumurta sağlığımızı olumlu etkiler.
  • Balkabağı, Trabzon hurması, havuç gibi turuncu besinler gribe karşı korur.
  • Brüksel lahanası, karnabahar, turp, brokoli gibi turpgiller bağışıklığı güçlendirir.
kalp-koru

Kalbimizi Koruyalım!

Kalp sağlığınızı korumak ve kalp krizi riskini azaltmak için bu noktalara dikkat edin:

  • Az tuz kullanmak
  • Yemeklerde sıvıyağ (zeytinyağı) kullanmak
  • Beyaz et tüketmek
  • Kırmızı eti en fazla haftada 2 kere, az yağlı tüketmek
  • Haftada en az 2 kere balık tüketmek
  • Ceviz, badem ve fındık gibi yağ asitleri içeren yemişler yemek
  • Egzersiz yapmak
  • Diyetle ya da sporla ideal kiloyu muhafaza etmek
  • Stresten uzak durmak
  • Düzenli uyku uyumak
  • Kan şekeri ve yağ oranı kontrollerini yaptırmak
yag-fayda

Yağların Vücudumuz İçin Gerekliliği

Yağlar, insan vücudu için gerekli olan enerjinin en önemli kaynaklarındandır. Vücudun yağ depolama kapasitesi sınırsızdır. Enerjiye gereksinim duyduğunda bu yağ depolarını kullanır. Yağlar ayrıca, vücut ısısının ve organların dış darbelere karşı korunmasında görevlidir. Yağda eriyen A, E ve K vitaminlerinin emilimini sağlar. Yağ alımı, günlük olarak ihtiyaç duyulan kalorinin % 25 ya da 35’ini karşılamalıdır. Gereğinden fazlası her zaman vücut için zararlıdır. Çünkü obezite, kanser veya kalp gibi hastalıklara neden olabilir.

Yağlar, doymuş yağ asitleri ve doymamış yağ asitleri olarak ikiye ayrılırlar. Daha çok hayvansal besinlerde bulunan doymuş yağlar, oda sıcaklığında katı halde bulunur. Bunlara tereyağı ve margarinler örnek gösterilebilir. Doymuş yağlar sağlığa oldukça zararlıdır. Tercih edilmemesi gerekmektedir. Zira vücutta kolesterolün yükselmesine sebep olarak kalp hastalığı riskini arttırırlar. Doymamış yağlar ise, vücudun ihtiyaç duyduğu yağ asitlerinin en iyi kaynaklarıdır. Bitkisel kaynaklı olup, oda sıcaklığında sıvı halde bulunurlar. Ayçiçek, mısırözü, zeytinyağı ve benzerleri bu gruba örnek verilebilir. Çoklu yağ asitleri ise, Omega 3 ve Omega 6 olmak üzere iki ana grupta toplanır. Soğuk su balıklarında (somon, uskumru, sardalya, ton balığı vs.) yüksek miktarda bulunur. Ayrıca vücuda hazır olarak da alınabilir.

Yağ asitleri vücuda dengeli ve sağlıklı beslenmeyle alınmalıdır. Dolayısıyla bu yağları öğünlerde çeşitlendirerek tüketmek ve her yemeğe uygun yağı kullanmak hem insan sağlığı için faydalı olacak, hem de yemeğe lezzet katacaktır.

800x400_11

Balığın Yanında Ne Yemeli Ne Yememeli?

Balığın, esansiyel yağ asidi olan Omega 3 kaynağı olduğu konusunda hemfikiriz.  Zengin Omega-3 içerikli balık cinsi seçimine ve Omega-3’ü kaybetmemek için de pişirme tekniklerine dikkat ederek haftada en az 2 kere tüketmenin de sağlığımıza olumlu etkileri olduğunu biliyoruz. Bilmediğimiz nokta; balığın yanında ne yememiz ya da ne yemememiz gerektiği…

Örneğin roka. İçerdiği yüksek miktardaki demir, özellikle kılçığı yenebilen balıkla birlikte tüketildiğinde, balıktan alacağımız kalsiyumun emilimini azaltır. Bu nedenle bu iki besinin bir arada alınması önerilmez.

Balıkla tüketilmesi gereken en önemli besin limondur. Çünkü limonun içinde C vitamini gibi antioksidanlar mevcuttur. Eğer balığın yaşadığı denizden kaynaklanan ağır metal içeriği var ise, vücudun bu toksik etkiye karşı tolerabilite göstermesine ve zararlı etkiyi gidermesine de yardımcı olur.

Yoğurt, balıkla birlikte tüketilmeli mi, tüketilmemeli? Bu, çok tartışılan bir konu. Eğer balık bayat ise protein yapısında bulunan histamin miktarı artar. Histaminin fazla olması da toksik etkiyi arttırır. Bu nedenle balık bayat ise asla yoğurtla birlikte tüketilmemelidir. Taze ise tüketilmesinde hiçbir sakınca yoktur.

s

Omega 3 ve Omega 6 Dengesi

“Omega 3” ve “Omega 6” vücudumuzun sistematik çalışması açısından birbirini tamamlayan, mutlaka almamız gereken yağ asitleridir. Vücudumuzun bu yağ asitlerini üretememesi, onları gıdalar vasıtasıyla temin etmemizi gerektiriyor. Ancak dışarıdan aldığımız bu elzem yağlar, kimi zaman bizim için yeterli olmayabilir. Bu da sağlığımızı etkiler, hücre, doku, organ ve sistemlerimize zarar verir. “Omega 3” ile “Omega 6” oranı, sağlığımızın devamlılığı açısından oldukça önemlidir. Dolayısıyla bu yağ asitlerinin vücuda alımına ve aralarındaki dengeye dikkat etmemiz gerekir.

“Omega 3” ve “Omega 6” birbirlerine tamamen zıt etkilere sahiptir. “Omega 6”, hücreleri çoğaltma, ağrı uyarma, iltihap oluşturma ve pıhtılaşmayı tahrik etmeyi sağlarken, “Omega 3”ün, pıhtılaşmayı önleme, hücre çoğalmasını dengeleme, iltihap baskılama ve ağrıyı azaltma gibi görevleri vardır. Aralarındaki denge sayesinde hangisinin işlevine ihtiyaç duyuluyorsa, etkinliğini göstererek faaliyette bulunmakta ve sağlığımız açısından denge kurulmaktadır. Örneğin “Omega-6” kanamamız olduğunda pıhtılaşma sağlayarak kanamaların durdurulmasını sağladığı gibi, “Omega-3” de nedensiz yere damar içinde pıhtı birikimini engelleyerek damar tıkanıklıklarını önleme ve damar içinde düzenli kan akımı sağlaması açısından önem taşımaktadır.

Günümüz beslenme alışkanlıklarından kaynaklanan, aralarındaki dengenin bozulmasındaki neden “Omega 3” eksikliğidir. Günlük hayatta sıklıkla tükettiğimiz bitkisel yağlardan aldığımız “Omega 6” fazlalığının yanında, maalesef kısıtlı tükettiğimiz ya da hiç tüketemediğimiz “Omega-3” nedeniyle terazi dengesi bozulmakta ve “Omega-6” tarafı ağır basmaktadır. Bu nedenle son yıllarda artış gösteren kronik hastalıkların en önemli nedeninin “Omega-6”ya kıyasla düşük “Omega-3” seviyesi olduğu belirtilmektedir. Bizlerin dengeyi sağlamak amacıyla yapabileceğimiz aslında oldukça basit: Gıda tüketimi alışkanlıklarımızda ufak değişiklikler…

Günlük beslenmemizde Omega-3 açısından zengin gıdaları tüketmeye özen göstermemiz, yine de yetersizlik hissediyorsak, o zaman “Omega-3” içeren kalitesine güvendiğimiz bir takviye edici gıda kullanımı dengenin yeniden oluşmasına yardımcı olacaktır. Omega-3’ün içerdiği EPA ve DHA yağ asitlerinin anne karnındaki bebeklik döneminden itibaren tüm yaşamımız boyunca önem taşıdığını unutmamalıyız.

depresyon

Depresyonun Asıl Nedeni

Gülümsemenin neredeyse unutulduğu bir dönemdeyiz. Neşeli yüzler, yerini somurtan yüzlere bırakmış durumda. Depresyona giren insanların sayısı her geçen biraz daha artıyor. Artık psikolojik yardım almayan birey sayısı az.

Depresyonu yalnızca ruhsal sebeplere bağlamamak gerek. Hızlı yaşam, iş stresi ve şehir hayatının getirisi olarak ortaya çıkan yetersiz ve sağlıksız beslenme, depresyonu tetikleyen en önemli faktörlerden biri.

Yetersiz ve sağlıksız beslenme, vücudun zayıf düşmesine, halsizliğe ve yorgunluğa, yaşama adapte olamamasına yol açar. Ayrıca mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin azalmasını, beyin fonksiyonlarının olumsuz etkilenmesini tetikler. Geleceğe dair kaygılar, stresli günlük yaşam kişiyi içinden çıkılmaz büyük bir girdaba sürükler. Bu girdabın içinde hissedilen çaresizlik intihar düşüncesini dahi ortaya çıkarabilir.

Beyin fonksiyonlarının güçlendirilmesi ve depresyonun önlenmesi açısından etkili olan serotonin seviyesinin korunması için, özellikle omega 3 yağ asitleri, B6, B12, Folik asit ve D vitaminleri büyük önem taşır. Bu besin öğelerince zengin beslenme veya takviye edici gıdalarla desteklenme fiziksel olduğu kadar ruhsal açıdan da vazgeçilmezdir.