shutterstock_465164366

Kışın D Vitamini Desteği Alın!

Kış geldi, hastalıklar yüzünü göstermeye başladı. Henüz önlem almanın, bağışıklık sistemini güçlendirmenin zamanı elbette geçmedi. Kış hastalıklarından korunmak, vücudu soğuğa karşı hazır tutmak için C ve D vitamini desteği şart! Uzmanlar C vitamini birçok meyveden alındığından ve farkındalık oluşturduğundan dikkatleri D vitaminine çekiyor. Zira D vitamini kış desteği arayan kişiler için diğer vitaminlerden üstün konumda kabul ediliyor.

D vitamininin en ideal kaynağı güneş ışınlarıdır. Vücudumuza dik gelen öğlen güneşindeki UVB ışınları sayesinde vücudumuzda D vitamini sentezlenebiliyor. Öte yandan kanserojen riski düşünüldüğünde uzmanlar tarafından yazın öğlen güneşine çıkılmaması ve güneşin zararlı etkilerinden korunmak için de mutlaka güneş koruyucu kullanılması öneriliyor. Sonuç olarak, yazın D vitamini stoklarının normal seviyeye getirilebileceği düşünülürken, maalesef düşük D vitamini seviyesiyle kışa doğru geçiş yapılıyor. Sonbahardan itibaren ise mevcut D vitamini stokları gittikçe azalıyor, halsizlik, bitkinlik, kas ve eklem ağrıları, bağışıklık kaybı görülüyor. Stokları telafi etmedikçe de zamanla zihinsel hastalıkların, kanser, kalp ve kas hastalıkları gibi kronik hastalıkların oluşumuna zemin hazırlanmış oluyor. Bu nedenle genel sağlığın korunması amacıyla uzmanlar tarafından her gün D vitamini alımına önem verilmesi tavsiye ediliyor.

D vitamini seviyesini kanda normal değerlere yükseltebilmek veya koruyabilmek amacıyla faydalanabileceğiniz kaynaklar arasında, morina balığı karaciğer yağı önemli bir yer tutuyor. Morina balığı karaciğer yağı, sağlıklı yaşam için ihtiyaç duyduğumuz omega-3 yağ asitleri EPA ve DHA ile birlikte A ve D vitaminlerinin de doğal kaynağıdır. Morina balığı karaciğer yağından, günümüz teknolojisi sayesinde her gün kullanıma uygun miktarlarda vitamin içeriğine sahip olan ve üretim aşamasında hassas saflaştırma yöntemi uygulanarak zararlı olabilecek maddelerden arındırılmış takviye edici gıdalar da üretiliyor. Böylece her gün ve her mevsim güvenle kullanım olanağı sağlanıyor. Morina balığı karaciğer yağı, hem omega-3, hem de A ve D vitaminleri ihtiyacının karşılanmasına yardımcı oluyor, sağlıklı yaşamı destekliyor.

shutterstock_597249428

Ekim Ayında Hangi Balıklar Tüketilir?

Balık sezonunun açıldığı, kış mevsiminin kapıları araladığı şu günlerde tezgâhlarda balıklar yerini almaya başladı. Omega 3 deposu şifalı balıklar hem mideye, hem de sağlığa hitap ediyor. Ekim ayı denince akla gelen ilk balık türü şüphesiz palamut oluyor. Palamudun en bol olduğu dönemlerde fiyatlar da oldukça ekonomikken bol bol tüketmek gerekiyor. İşte Ekim ayında tüketebileceğiniz diğer balıklar;

Lüfer: Lüfer, buğulama ve ızgara olarak tüketilen lezzetli bir balıktır. Lüfer balığının boylarına göre farklı isimleri vardır. Çinekop, sarıkanat, kafana gibi isimlerle anıldığını görmek mümkündür. Ekim ayında bolca lüfer tüketmek sağlığa iyi gelecek.

Hamsi: Ülkemizin en sevilen ve bol balıklarından hamsi, sezonu bütün haşmetiyle açmış durumda. Ekim ayında sıklıkla hamsi tüketmek balığın tüm etkilerinden faydalanmayı, sağlıklı kalmayı sağlar.

İstavrit: Tavada veya ızgara şeklinde tüketimi yoğun olan istavrit, lezzet anlamında şahane bir balıktır. B2, B6, B12 gibi önemli vitaminleri barındırması, hormon dengesini koruması istavritin öne çıkan faydalarından.

Kefal: Leziz etiyle ön plana çıkan kefal, bu mevsimde açık denizlerde bolca avlanır. Kefal balığı buğulama, ızgara, tava haricinde kavurma gibi farklı tariflerle de zenginleştirilip yenilebiliyor.

Karagöz: Yassı bir balık olan karagöz, bol yağlı bir balıktır. Kış mevsiminde denizin derinliklerinde yakalanır. Her mevsimde bulunsa da kışın tutulan karagöz balıkları daha lezzetli ve dolgundur.

osm

Osmanlı Döneminde Balık Tüketimi

Osmanlı mutfağı her zaman ihtişamlı yemekler, zengin sofralar ve bugüne ulaşmış yöresel lezzetleriyle biliniyor. Padişahların sofralarını taçlandıran yemeklere baktığımızda balıkların çok az yer kapladığını görüyoruz. Balık tüketiminde tatlı su ve tuzlu su ayrımı yapılmıştır. Osmanlı döneminde tuzlu su balıkları bol miktarda, çok ucuza satılıyordu. Ancak balık tüketimi genel anlamda fakir halkın tercihini oluşturuyordu. Osmanlı mutfağının kayıtlarına baktığımızda saray sofralarında tatlı su balıklarının yer aldığı ortaya çıkıyor. Su ürünlerine dair yayılan yanlış bilgi ve inanışlar balıkçılığın gelişimini önlemiştir. Saray mutfaklarına her türlü balığın girdiği dönem Sultan II. Abdülhamit dönemini işaret ediyor. Kalkan, kaya balığı, lüfer, levrek, barbunya, uskumru, mezgit, kefal, pisi balığı, kırlangıç gibi balıklar düzenli olarak saray mutfağına ve sofralarına girmeye başlamıştır. Öyle ki kayıtlar Sultan Abdülhamit’in lüfer balığını bilhassa çok sevdiğini belirtiyor. Saray mutfağına girmeyi başaran ve Osmanlı kültüründe küçük de olsa yer almaya başlayan balıklar, şifasından çok lezzetiyle öne çıkmıştır.

 

shutterstock_791658196

Kör Mağara Balıklarını Tanıyor Musunuz?

Kör mağara balıkları ya da diğer bilinen adıyla Meksika Mağara balıkları, kör olmalarıyla dikkat çekiyor. Aslında balığı ilginç kılan şey geçmişte bu balık türlerinin görebiliyor olmasıydı. Meksika mağara balıkları, zaman geçtikçe körleşmeye başlamış ve günümüzde sadece bu şekilde yaşamaya alışmışlardır. Görme eylemi balık gibi bir canlı için maksimum düzeyde enerji gerektiriyor. Araştırmacılar, bir mutasyonun göz genlerini devre dışı bıraktığını ve bu nedenle balıkların kör kaldığını düşünüyor. Ancak ilginç bir detay var ki balıkların DNA diziliminde göz genlerini engelleyen herhangi bir fark görülmüyor. Meksika balıkları için kör olmak aslında bir avantaj olabiliyor. Enerjilerini görmekle harcamadıkları için yüksek oranda enerji tasarrufu sağlıyorlar. Kör mağara balıkları görmeyen gözleri nedeniyle bilim dünyasında çok konuşulsa da balıkların yaşam rutini incelendiğinde, kör olmanın herhangi bir olumsuzluk yaratmadığı görülüyor. Meksika balıkları, az besin ile karanlıkta yaşamaya alışmış durumda. Araştırmacılar yoğun olarak enerji tasarrufuna dikkat çekiyor, kör olmalarını buna bağlıyor.

shutterstock_515051113

Limon ve Zencefil Aromalı Kılıç Balığı

Sonbahar mevsimiyle birlikte tezgâhlarda yerini almaya hazırlanan kılıç balığı, lezzetli etiyle tüm balık restoranlarının ve tutkunlarının gözdesi. İşte kılıç balığından yapabileceğiniz lezzetli bir tarif;
Malzemeler
• 8 adet kılıç balığı filetosu
• 2 limon suyu
• 2 çay kaşığı zencefil
• 4 diş sarımsak
• 1 limon kabuğu rendesi
• 2 yemek kaşığı bal
• Bir tutam pul biber
• 1 demet maydanoz
• 1 dal biberiye
Hazırlanışı
Balık filetoları haricinde kalan bütün malzemeler blender’dan geçirilir. Elde edilen karışım, balıkların üzerine dökülür ve dinlenmesi için buzdolabında yaklaşık 45 dakika bekletilir. Marine edilmiş balıklar çıkarıldıktan sonra balığın üzerindeki fazla soslar alınır ve ızgaraya yerleştirilir. Balığın her iki tarafı 7 – 8 dakika pişirilir. Pişme esnasında kalan sos fırça yardımıyla balıkların üzerine sürülür. Kılıç balığını servis ederken mevsim sebzelerinden yapılmış bir salata tercih edebilirsiniz. Afiyet olsun.

shutterstock_97713707

Mevsim Değişikliğinin Etkilerini Omega 3 ile Önleyin!

Sıcak yaz mevsiminin Eylül ayı ile birlikte geride kaldığı ve sonbahara kucak açılan şu günlerde ruh hali ve beden bu değişime kolayca uyum sağlayamayabiliyor. Bu geçiş sürecinde grip, nezle, enfeksiyon, iltihaplanma, depresyon, sürekli yorgunluk hali gibi çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Mevsim geçişlerinin yaşam kalitesini düşürdüğü çoğu kişi tarafından kabul ediliyor. Uzmanların da bu değişime dikkat çektiğini görebiliyoruz. Depresif ve hasta ruh halinden sıyrılıp enerjik ve sağlıklı bir bünyeye geçiş yapmak, yoğun geçecek olan kış mevsimine hazır girmek için, çare Omega 3!

Omega 3 yağ asitlerinin vücutta üretilemediği ve sürekli beslenme ya da takviye yoluyla alınması gerektiğini bilmek gerekiyor. Uzmanlar, küçükten büyüğe herkesin ihtiyaç duyduğu Omega 3’ün bu mevsim geçişlerinde kişilere ruhsal ve fiziksel şifa olacağını belirtiyor. Bağışıklık sistemi, beyin fonksiyonları, sinir sistemi Omega 3 yağ asitleriyle güçleniyor, kişilere olumlu etkiler sunuyor. Vücut için hayati önem taşıyan Omega 3 yağ asitlerinin yaşam kalitesindeki ve beyindeki mucizevî etkileri düzenli kullanımda anlaşılıyor.

shutterstock_1128198485

Protein Deposu Antep Fıstığını Tüketmeyi Unutmayın!

Gaziantep’in en sevilen lezzetlerinden biri olan Antep fıstığı, bağımlılık yaratan bir tada sahip. Tatlı ve pastaların vazgeçilmez malzemesi de olan Antep fıstığı, hep lezzetiyle anılıyor oysa fıstığın faydaları lezzetiyle eşdeğerde! Kansızlık, diyabet, kanser gibi birçok hastalığa şifa oluyor, vitamin ve protein ihtiyacına karşılık veriyor. Antep fıstığı Omega 3, Omega 6, Tiamin, B3, B6, B12, A, Pro vitamin, E ve B vitaminleri içeriyor. Omega 3 Antep fıstığını değerli kılan en önemli besin öğesi. Uzmanlar günde bir avuç kadar Antep fıstığı yemenin yağ asitleri ihtiyacını karşılamaya yardımcı olduğunu, vitamin ve protein desteğinin alınabildiğini söylüyor. Antep fıstığı, bağışıklığı güçlendirir, hastalıklarla mücadele eder, beyin fonksiyonlarını canlı tutar. Yağ asitleri günlük yaşamınızda enerjik ve sağlıklı olmanızı sağlar.

shutterstock_588796793

Sonbaharda Hangi Balıklar Tüketilmeli?

Serin havalar kapılarını açmış bizleri bekliyorken, bu sonbahar günlerinde balık tutkunlarının neler yiyebileceğini biliyor muydunuz? İşte sonbaharda lezzetiyle midenizi şenlendirecek, faydalarıyla sağlığınızı koruyacak balıklar;

Kılıç: Omega 3 deposudur. Kalp krizi riskini düşürür. Depresyonu önler. Kalsiyum yönüyle kemikleri güçlendirir, doku ve hücre gelişimini destekler.

İstavrit: Omega 3 kaynağıdır. Migrene iyi gelir. Eklem ağrılarını dindirir. Beyin fonksiyonlarını canlandırır, hafızayı güçlendirir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. İstavrit ile ilgili minik bir uyarı bulunuyor; gebe ve emziren annelerin balıktaki cıva oranı nedeni uzak durması gereken bir balık.

Palamut: Fosfor, sülfüt, protein ve D vitamini deposudur. Saç gelişimini olumlu etkiler. Diş yapısını güçlendirir. Kolesterolü düzenler. Cildi onarır. Yaraların hızlı iyileşmesini sağlar.

Sardalye: Protein zengini bir balıktır. İltihap oluşumunu önler, hastalık risklerini azaltır. Kemik ve diş sağlığını korur. B12, D vitamini, kalsiyum ve selenyum içerir. Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Uskumru: Omega 3 için etkili bir kaynaktır. Omega 3 yağ asitlerinin gücü sayesinde, bağışıklığı geliştirir, kalp hastalıklarını önler, yaşlanmayı yavaşlatır.

Levrek: A ve D vitamini içerir. Kan basıncını düzenler, bağışıklık sistemini güçlendirir. Kalp hastalıklarına yakalanma riskini düşürür.

Daha Fazla Balık Daha Fazla Sağlık!

Türkiye üç tarafı denizle çevrilmiş adeta bir ada özelliği gösteren bir ülkedir. Ancak denizden yeterince faydalanmıyoruz. Örneğin deniz mahsullerinin tüketiminde Türkiye ideal oranların oldukça aşağısında kalıyor. Deniz ürünlerinin sağlığa etkisi kanıtlanmış durumda. Balık tüketiminin çok olduğu bölgelerdeki sağlık raporları durumu açıkça gösteriyor. Özellikle çocuklar ve hamileler için balık çok faydalı, beyin gelişimini ve hafızayı olumlu yönde etkileyen bir besindir.

Türkiye Balık Tüketim Oranı Avrupa’dan Az

Omega 3 deposu balıkların ne yazık ki ülkemizde yeterince kıymeti bilinmiyor. Uzmanlar Omega 3’ün doğal kaynağı olan balıkları tüketmemizi öneriyor. Ancak Türkiye verileri, Avrupa ülkelerine oranla balık tüketiminde çok geride olduğumuzu gösteriyor.

Sağlık için Çok Önemli

Zihinsel rahatsızlıklar, depresyon, zeka gelişimi, beyin fonksiyonlarını canlı tutma, hafızayı güçlendirme, kas ve kemik sistemini koruma gibi birçok alanda balığın etkisi büyüktür. Omega 3 sağlık açısından küçümsenmeyecek derecede önemli. Uzmanlar Omega 3 alımını arttırmak için balık tüketimine dikkat çekiyor, balık tüketiminin yanı sıra Omega 3 takviyelerini de öneriyor.shutterstock_745353781

shutterstock_201986146

Japon Balıkları Depresyona Girer mi?

Renkli, sevimli, üstelik fazlasıyla hareketli olan Japon balıkları, en çok beslenilen akvaryum balıklarından biri. Japon balığı besleyen özellikle de tek bir balık besleyenlerin aklına genellikle, “Japon balığı depresyona girer mi?” sorusu geliyor. Bu sorunun cevabına “Evet” diyebiliyoruz. Japon balıkları oldukça sosyal balıklar olduğundan ve bilinenin aksine birkaç saniyelik hafızaya sahip olmadıklarından, içinde bulundukları akvaryumdaki yaşamın farkındadırlar. Öte yandan akvaryumda yer alan ısıtıcı, kayalar, bitkiler, çeşitli aksesuarlar Japon balıklarının bir süre sonra bunlara alışmasını sağlar. Dolayısıyla yaşadığı koşullar değiştikçe veya bazen de yalnız kaldıkları için balık farklı bir psikolojiye girebilir. Stres yaşayabilir, hareketli yapısını değiştirip tek bir noktada öylece durabilir, beslenme problemi gösterebilir.

İki veya daha fazla Japon balığının yaşadığı koşullarda ise balıklardan biri öldüğünde balık yine depresyona girebiliyor. Alıştığı akvaryumdan farklı bir akvaryuma geçiş yapan, kalabalık bir akvaryumdan sade hatta boş akvaryuma aktarılan Japon balıkları sosyalliklerini kaybedebilir ve depresyona girebilir. Bu yüzden farklı özellikler gösteren Japon balıklarının bir probleme işaret ettiği anlaşılmalıdır.