möllers torik balığı

Torik Balığını Tanıyalım

Torik balığı, uskumrugiller familyasına ait bir balıktır. Halk arasında palamut balığının büyüğü şeklinde biliniyor. Elbette torik balığı palamuttan bağımsız kendi türünün özelliğini taşıyan bir balıktır. Tombak balığı ise torik balığının küçüğüne verilen isimdir. Torik balığı oldukça hızlı ve hareketli bir balıktır. Kısa sürede büyümesiyle biliniyor. Konserve balıkçılığında sık tercih ediliyor. Balık şekil özellikleri anlamında; mavi ve çizgili sırta, gümüş renkli yan bölümlere sahiptir. 1 metre uzunluğuna kadar erişebiliyor. Torik balığı, palamut ile aynı türe sahip fakat yaşça farklı bir türü sayılıyor. Halk arasında torik balığına; sivri, altıparmak, Çingene palamudu, kestane palamudu isimleri verildiği görülmüştür.

Torik balığının özellikleri;

Torik balığı basık bir şekle sahip, tombul bir balık görünümündedir. Balığın eti fazlasıyla lezzetli olduğundan sezon boyunca çok sık tüketilir. Balığın tüm vücudu pullarla kaplı, iki sırt yüzgece sahiptir. Kendi denizinde yüzerken küçük balıklarla beslenen torik, güçlü diş yapısıyla öne çıkıyor. Çok hızlı yüzdüklerinden ve durmadıklarından ağızlarını açarak hızlı beslenirler. Torik balığının diğer bir ilginç özelliği, yüzme keselerinin olmaması ve batmamak için hız kesmeden yüzmek zorunda olmalarıdır. En çok Akdeniz sularında görülür. Marmara ve Karadeniz’de de avlanılabiliyor. Torik balığının üreme dönemi Mayıs ayına tekabül ediyor. Haziran ve Temmuza kadar devam ediyor. Ağustos ayında sezon açılıyor, uzunca bir süre devam ediyor. Toriğin en küçük türüne kestane palamudu deniliyor. Balığın ağırlığı yaklaşık 200 – 250 gram arasında değişkenlik gösteriyor. En büyük türüne Çingene palamudu deniliyor. Çingene palamudunun ortalama ağırlığı 350 gramdır. Torik yaşına göre isimlendiriliyor. İki yaşında torik, üç yaşında Sivri, daha büyük yapılara ulaştığında ise Piçota ve Altıparmak deniliyor.

Torik balığı aylara göre farklı denizlerde, bölgelerde görülüyor. Balığın gezgin, hızlı, sürat kesmeyen yapısı nedeniyle görüldüğü denizler farklılık gösterebiliyor. Torik; bahar aylarında Karadeniz, sonbaharda Marmara ve Çanakkale’de yüzmeyi tercih ediyor. Torik balığı gezgin olduğu sürece sürü halinde gezen balıkları hedef alarak beslenir. Uskumru, hamsi, sardalya gibi balıkların arasına dalarak beslenmesini sürdürür. Torik balığının Omega 3 yönünden zengin olmasının temelinde bu beslenme güdüleri yer alıyor. Torik balığı yaklaşık 20 derece ısıdaki sularda üremeyi tercih ediyor. Çok bereketli bir balık kabul ediliyor. Çünkü beş yüz bin ile bir milyon arası yumurta bıraktıkları biliniyor.

Torik Balığının Faydaları

Torik balığı protein ve vitamin anlamında oldukça zengindir. İçerdiği kaynaklar nedeniyle boy uzamasında etkili olduğu biliniyor. Torik balığını beslenmeye eklemek ve düzenli besin kaynağı almak uzamada olumlu etki yaratıyor. Uzmanlar doğru vitamini almak, balığın faydalarından yararlanmak için torik gibi koyu renkli ete sahip balıkların tüketilmesinin çok faydalı olduğunu belirtiyor. Torik özellikle A ve D vitamini anlamında zengindir. Torik balığının bilinen diğer faydaları şöyle;

  • D vitamini sebebiyle kemik yapısını güçlendirir, gelişmesine katkı sağlar.
  • Kolesterolü düzenler ve ideal seviyede tutmaya yardımcı olur.
  • Saçların daha sağlıklı bir yapıda olmasını ve parlamasını sağlar.
  • Ciltteki yaraların daha hızlı kapanmasına yardımcı olur, lekeleri geçirir.
  • Gözlere fayda sağlar, görme yetisini güçlendirir.
  • Ciltteki yaşlanma hızını yavaşlatır.
  • Omega 3 içerdiğinden vücuda zihnen ve bedenen fayda sağlar. Düzenli tüketildiğinde anne karnındaki bebekten yetişkin insana kadar geniş bir yaş kitlesine şifa dağıtır.
möllers migrene karşı

Migren Ataklarına Karşı Omega 3 Desteği Alın!

Günlük yaşamı zorlaştıran şiddetli baş ağrıları, migren nöbetleri, uzun vadede yaşam kalitesini düşürüyor. Ensede, göz çevresinde ve şakaklarda hissedilen ağrı, süreklilik kazandığı için ne yazık ki kişinin bütün gününü keyifsiz geçirmesine yetiyor. Migren; nörolojik bir hastalıktır. Sadece basit bir baş ağrısı olarak kabul etmek doğru değil. Çünkü migrenin kesin bir tedavisi bulunmuyor. Migren olan kişiler bir ömür boyu bu hastalıkla yaşamaya çalışıyor. Migren en fazla kadınlarda görülüyor, kadınlarda yaklaşık yüzde 20, erkeklerde ise yüzde 8 oranında migren olduğu biliniyor. Migren nöbetlerinde kişiler, şakaklarında şiddetli, zonklayıcı ve keskin bir ağrı hisseder. Uzun süre ağrı kaldığından, ağrı kesici tüketimi artar.

Migrenin nedenleri şöyledir;

  • Genetik yatkınlık ve nedenler kişinin migren olmasına neden olabiliyor. İstatistiklere göre ailede migrenli biri varsa kişinin migren olma ihtimali yüzde 40 oranındadır. Anne ve babanın migren olma durumunda ise bu oran yüzde 75’tir.
  • Hormonsal değişimlerin de migrene sebep olduğu biliniyor. Yine kadınlardaki hormonsal dengesizlikler daha fazla görüldüğünden kadınların migren olma ihtimali yükseliyor.
  • Stresten de kaynaklanabilen migren, son zamanlarda psikosomatik rahatsızlıklardan biri olarak kabul ediliyor.

Migren gibi yaşamı olumsuz etkileyen bir hastalığa kesin çözüm olmasa da, migreni hafifleten hatta kontrol altına alan Omega 3 yağ asitleri gibi değerli besin öğeleri bulunuyor. Bol su içmenin ve Omega 3 yağ asitleri içeren besinler tüketmenin baş ağrısı oluşumunu önleyebildiği ve migren nöbetlerini azaltabildiği belirtiliyor. Bilindiği gibi Omega 3, çok değerli yağ asitleri olup vücudun üretemediği yağlardır. Dışarıdan besinler yardımıyla veya balık yağı gibi takviye edici gıdalarla alınabilmektedir.

Migren tamamen beyin fonksiyonlarındaki sinirsel değişimlerden, rahatsızlıklardan ortaya çıktığı için, beynin işlevselliğinin korunması ve sinir sisteminin güçlendirilmesini destekleyen Omega 3 ile, kişiler migren dahil birçok sinirsel rahatsızlıklardan korunabiliyor. Beyindeki sinirleri yumuşatmak için migren hastaları genellikle karanlık oda tedavisi uyguluyor, ancak bu yöntem vakit alıyor, her zaman mümkün olmuyor. Bunun yerine günlük düzenli Omega 3 içeren besinlerin tüketimi veya balık yağı gibi Omega 3 içeren takviye kullanımı daha etkili ve pratik bir yöntemdir.

Balık Yağı Takviyesi Omega 3 Desteğini Sağlıyor

Migren hastaları için, balık, keten tohumu, semiz otu gibi yiyeceklerin yanı sıra kapsül ve sıvı formlarındaki balık yağları da Omega 3 desteği sunuyor. Çoğu insan Omega 3 yağ asitlerinden bu yağları içeren besinleri sevmediği için mahrum kalıyor. Böyle durumda, ruhsal ve bedensel açıdan sağlıklı yaşam için gerekli olan Omega 3 ihtiyacının karşılanmasına balık yağı takviyeleri yardımcı oluyor.

Bazen sadece şehir gürültüsü, çevresel etkiler, iş yoğunluğu, hatta iklim değişiklikleri bile migreni tetikleyebiliyor. Her an migren ile yaşamak hayatı sekteye uğratıyor. Omega 3 tüketimine önem vermek ve bol su içmek yaşam kalitesinin artırılmasını destekliyor, migren ağrılarının önlenmesinde fayda sağlıyor.

Balık Yağı Takviyesini Yıl Boyu Kullanabilirsiniz

Balık yağı hakkında bilinen yanlışlardan biri balık yağının sadece kışın kullanılabileceği ve yazın kullanılmaması gerektiğidir. Oysaki bu bilgi, günümüzde mevcut olan balık yağları için geçerli değildir. Omega 3 yağ asitlerine tüm yaşam boyunca ihtiyaç duyulmaktadır ve Omega 3 desteği sağlayan balık yağları bu ihtiyacın karşılanmasını destekler. Vitamin içerikli olanlar da dahil olmak üzere tüm balık yağları, her mevsim kullanıma uygun içeriğe sahiptir ve yazın da kullanılabilirler. Günümüz teknolojisiyle balık yağlarının içeriğindeki vitaminlerin miktarları sınırlandırılabilmekte ve her mevsim kullanılabilir uygunluk sağlanabilmektedir. Bu bakımdan bir sakınca olmamakla birlikte, asıl dikkat edilmesi gereken husus, kullanılacak balık yağının her gün kullanıma uygun saflıkta olup olmadığıdır. Hassas saflaştırma yöntemi uygulanmış balık yağları, ağır metaller gibi toksik maddelerden arındırılmış güvenilir saflıktadır ve mevsim ayırt etmeksizin her gün kullanıma uygundur. Saflığı garantili olmayan, kalitesine güven duyulmayan balık yağlarının ise sadece yazın değil, diğer mevsimlerde de düzenli kullanımından kaçınılmalıdır.

möllers maden suyu

Maden Suyu Kalbi Koruyor!

Sağlıklı vücut bütünlüğü için olmazsa olmaz organlardan biri olan kalp, yaşamın devamı için daima sağlıklı tutulmalı, tehlikelerden arındırılmalıdır. Kalbi yormak, yoğun strese maruz kalmak, fiziksel anlamda aşırıya kaçmak kalp krizini tetikliyor. Kalp krizi çağın en yaygın ölüm sebeplerinden biri artık. Önceden sadece belli bir yaş üzerinde görülen kalp krizleri, son yıllarda gençlerde hatta küçücük çocuklarda bile görülmeye, can almaya başladı. Kalp krizinden korunmak, kalbi yormamak, kalbi genel anlamda dış etkenlere karşı korumak için beslenme ve egzersiz programları öneriliyor. Maden suyu da tam bu noktada şifalı bir etki olarak hayatımıza dâhil oluyor.

Araştırmalar maden suyunun kolesterol ve tansiyon seviyesini ideal seviyede tuttuğunu ve kalbi koruduğunu göstermiştir. Sağlıklı, düzenli ve ideal olan kalp atış sayısı 60 ila 100 arasındadır. Bu sayının altında veya üstünde olması kalp rahatsızlığını işaret ediyor. Uzmanlara göre her birey belli dönemlerde kalp kontrolünden geçmeli. Yine uzmanların önerisine göre maden suyu içmek de gerekiyor. Kalbin magnezyum, sodyum ve potasyuma ihtiyacı vardır. Maden suyunda bulunan bu mineraller kalbin ihtiyacını karşıladığından kalbi doğrudan korumaya yeterli oluyor. Ani krizlerin ve tetiklemelerin en büyük sebebi magnezyum eksikliğidir. Özellikle sauna veya hamam gibi ortamlardan sonra maden suyu içip rahatlamak gerekiyor. Kapalı ve aşırı sıcak alanlar ani krizlerin sebeplerinden biri.

Günde 1 Şişe Maden Suyu Kalp Krizini Önlüyor

Magnezyum içerdiği için kalbe dost kabul edilen ve içilmesi önerilen maden suyunun, özel bir rahatsızlık söz konusu değil ise, günde en az bir en fazla 2 şişe içilmesi öneriliyor. Özellikle kalp krizi riski bulunan kişilerin düzenli maden suyu içmesi riskleri düşürüyor. Tansiyon hastalarının birçoğu maden suyu içmenin zararlı olduğunu düşünüyor olsa dahi, aşırıya kaçılmadığı müddetçe günde 1 şişe maden suyu içmenin tansiyon üzerine olumsuz etkisinin olmadığı belirtiyor.

Gün içerisinde yemeklerden veya egzersizden sonra maden suyu içmek iyi geliyor. Maden suyunun hazımsızlığa ve sindirime yardımcı olması, kalp ritmini düzenlemede etkili olması ile genel anlamda vücudu rahatlatıyor. Tıpkı saf su gibi, çay – kahve gibi maden suyu da günlük sıvı tüketiminde rahatlatıcı etkiye sahip oluyor. Maden suyuna karşı özel bir rahatsızlığı olmayanların bir şişe içmesi kalbi korumaya yetiyor. Kalp krizi riskini düşürmede egzersiz, hafif yeme, dengeli yaşam öneriliyor. Maden suyunu bu programa dâhil edebilirsiniz.

Maden Suyunun Faydaları

  • Maden suyu günlük sıvı tüketimini destekliyor, vücuda sağlıklı su girmesini sağlıyor.
  • Maden suyu mineralli su anlamına geliyor. Mineral kemiklere kalsiyum sağlıyor, kemik yapısını güçlendiriyor. Özellikle sporcular, spor sonrasında kemiklerini güçlendirmek için maden suyu içiyor.
  • Magnezyum desteği sağlar. Magnezyum, hem protein sentezinde önemlidir, hem de kas ve sinir fonksiyonlarının çalışmasında. Kan şekerini ve kalbi koruması ise diğer faydalarıdır.
  • Kabızlığa iyi gelir. Sindirim sistemini çalıştırır, hazımsızlığı önler. Bağırsakların aktif çalışmasını sağlayarak kronik kabızlığı önler.

Maden suyunu içerken şunlara dikkat etmelisiniz;

  • Bağırsak sisteminiz hassas ise maden suyunu hiç içmemeli veya az miktarda tüketmelisiniz.
  • Maden suyunda sodyum olduğu unutulmamalı, bu yönde özel bir durum varsa dikkat edilmelidir.
  • Maden suyunu saf şekilde tercih etmek daha sağlıklıdır. Meyveli, aromalı, şekerli maden suları söylendiği gibi yüzde yüz faydalı değildir.
  • Maden suyunu düzenli içenlerin saf su tüketimini ihmal etmemesi önerilir.
möllers beslenme

Kışın Nasıl Beslenmeliyiz?

Uzun ve sıcak yaz günlerinin geride kaldığı, soğuk havaların kendisini sıkı bir şekilde gösterdiği kış mevsiminde, uzmanlar beslenme alışkanlıklarında değişiklikler öneriyor. Özellikle de güneşten daha az faydalanılacağı için D vitaminine olan ihtiyaç artacak. Kış güneşi en az yaz güneşi kadar etkili olduğundan güneşli günlerde öğlen saatlerinde 15 – 20 dakika güneşten faydalanmak gerekiyor. Yine bu mevsimde açılan balık sezonundan düzenli yararlanılmalı, haftada iki kez balık tüketilmelidir. Balıkta bulunan Omega 3 yağ asitlerinin sağladığı birçok faydadan birisi de bağışıklık sistemini desteklemesidir. Kış aylarında günler kısa olmasına rağmen kişiler ortamda yaygın olan virüs ve bakterilerden etkilenerek daha çabuk hastalık kapıyor. Her gün okula, işe gidenlerin bilhassa küçük çocukların bu dönemleri rahat atlatabilmeleri için güçlü bağışıklığa sahip olmaları daha da önem taşıyor. Güçlü bir bağışıklık için çeşitli ve dengeli beslenme, vitamin desteği, Omega 3 takviyesi ve düzenli uykuya dikkat edilmelidir.

Kışın etkilerinden korunmak, güçlü bir bağışıklık sistemi kurmak için öneriler şöyledir;

Bol sıvı tüketimi yapılmalı

Bağışıklık sistemini destekleyen ve daha güçlü hale getiren içecekler ekinezya, ada çayı, ıhlamur, yeşil çay, limonlu su, kuşburnu gibi çaylardır. Kola, gazoz gibi asitli içecekler yerine daha faydalı olan kış çaylarına yönelmek mevsim boyunca hastalanmanızı önler, hastalansanız bile hafif dozda geçirmenizi sağlar. Portakal, greyfurt, limon, mandalina gibi narenciye ürünlerinin bol olduğu mevsimde, güne bir bardak taze sıkılmış meyvelerle başlamak kadar sağlıklı bir beslenme olamaz. C vitamini desteğini taze meyvelerle sağlayabilirsiniz. Sıvı tüketiminde elbette saf su atlanmamalıdır. Günde yaklaşık 2 litre su tüketerek bağışıklık sisteminizi ve cildinizi koruyabilirsiniz.

Omega 3 yağ asitleri: Güneşin daha az görüldüğü, iş ve sosyal yaşamın yoğunlaştığı, stresin arttığı şu günlerde Omega 3 yağ asitleriyle hem zihninizi koruyabilir hem de bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz. Özellikle depresif ruh halinde olanlar, Omega 3 desteğinden faydalanabilirler.

Az ama sık beslenme: Düzensiz ve yetersiz beslenme bünyede kan şekerinin yükselmesine sebep oluyor. Çok yemek kadar uzun süren açlıklar da kötü etki yapıyor. Gün içinde az ama sık beslenmek vücudun dinç kalmasını sağlıyor. Üstelik gün içinde enerji yüklemesi yapıyor. Ara öğünlerde mini sandviçler veya meyveler yemek, ceviz badem gibi Omega 3 içeren kuruyemişlerden tüketmek bağışıklık sistemini güçlendiriyor, enerji veriyor.

Kemik sağlığını koruma: Güneşten daha az faydalanılan kış günlerinde D vitamininden yoksun kalmamak için D vitamini içeren besinler veya doğrudan D vitamini takviyesi almalısınız. Vitamin yönünden eksik kaldığınızda, kemik yapınızda zayıflama yaşarsınız. Balık, peynir, yumurta, süt, yoğurt gibi ürünler tüketerek kemiklerinizi güçlü tutabilirsiniz.

Hareketli yaşam: Soğuk havalar ne yazık ki sportif faaliyetleri kötü etkiliyor, hareketsiz yaşama davetiye çıkarıyor. Kışın hava erken karardığı için çoğunlukla evde geçirilen vakit artıyor. İnsanlar bu yüzden kış aylarında kilo alma eğilimine sahiptir. Kış boyunca aslında havanın yumuşak olduğu günlerde, gündüz veya akşamları günde otuz dakika kadar yürüyüş yapmak kilo dengesini korumada etkili oluyor. Yürüyüş yapamayanlar için ise kapalı mekân egzersizleri öneriliyor. Örneğin; evin içinde mekik çekme, ip atlama, pilates yapma, asansör yerine merdiven kullanma şeklinde mini egzersizler yapmak mümkündür. Hareketli yaşam sadece kilo kontrolü sağlamaz, aynı zamanda kas ve kemik yapısını güçlendirir, beyni canlı tutar, sağlıklı yaşamı destekler.

mollers antienflamatuar

Anti-Enflamatuar Etki Nedir?

İltihap, virüslere, bakterilere, mantarlara, hasarlı hücrelere ve vücuda zarar verebilecek diğer benzeri etmenlere karşı vücudun doğal savunmasıdır. Vücut bu gibi yabancı etmenlere maruz kaldığında veya yaralanma durumunda, kendisini korumak amacıyla iltihap oluşturur. İltihap kısa süreli iken faydalıdır ve iyileştirici etkiye sahiptir, fakat bazen kontrolden çıkar, kronikleşmeye başlar ve çeşitli hastalıkların oluşumuna neden olur. Böyle durumda iltihabın önlenmesi gerekmektedir. Anti-enflamatuar, iltihapla savaşan, iltihap oluşumunu önleyen, azaltan anlamındadır. İltihaplı hastalıkların atlatılmasına yardımcı olduğu gibi, kronik iltihap oluşumunu önleyici ve bundan dolayı çeşitli hastalıklara karşı koruyucu etkiye de sahiptir.

Birçok gıdada hastalıklarla savaşma, sağlığı korumaya yönelik anti-enflamatuar etkili besin öğeleri bulunur. Bu besinler, bağışıklığı güçlendirmede etkili olduğundan hastalıklarla mücadele ediyor. Anti-enflamatuar besinlerin yaşam kalitesini yükselttiği, sağlıklı yaşamda aktif rol oynadığı bilinen bir gerçek. Uzmanlar, mevsim geçişlerinde ve soğuk kış günlerinde iltihaplarla mücadele eden besinlerin daha yoğun tüketilmesini öneriyor. Aslında daha sert geçen kış aylarında bağışıklık sistemini salgın hastalıklara, enfeksiyonlara ve boğaz iltihaplanmalarına karşı korumak için herhangi bir riskin olup olmadığına bakılmaksızın beslenme düzenine anti-enflamatuar yiyecekler eklenmelidir. Özellikle de balık yağı desteği aksatılmamalıdır. Balık yağı takviyesi Omega 3 alımını sağladığından, ihtiyaç duyduğunuz güçlü bağışıklık sistemini oluşturabilirsiniz.

Kalp damar hastalıklarından kansere kadar birçok hastalığın zemininde iltihap yer alıyor. İltihapların vücuttaki artışını önlemek, zararlı etkileri çoğalmadan vücuttan dışarı atabilmek için sadece dikkatli olmak yetmez. Aynı zamanda kendinizi beslenmeyle, balık yağı gibi güçlü destekleyicilerle korumak gerekiyor. Uykusuzluk, halsizlik, stres, hastalıklar, çevresel etkiler, genetiği değiştirilmiş organizmalar iltihaplara yol açabiliyor. Gün içerisinde yenilen içilen birçok şeyin doğal olup olmadığı konusunda yeteri kadar bilgi sahibi değiliz. Her besini kontrol etmek, organik olanını bulmak kolay değil. Böyle durumlarda önleyici adımlar atmak, örneğin balık yağının güçlü etkilerinden yararlanıp vücudu içten içe korumaya almak en akıllıca yöntemlerden biri. Omega 3’ün anti-enflamatuar etkisi sayesinde fiziksel ve zihinsel açıdan sağlıklı yaşamı desteklemek mümkündür.

Enflamasyondan korunmanın yöntemleri

Enflamasyon ya da diğer bilinen adıyla iltihaplanmalardan korunmanın basit yolları var. Öncelikle enflamasyonun sebep olduğu hastalıklara yakalanmamak, riskleri düşürmek için organik, doğal tarım ürünleri kullanmaya dikkat edilmelidir. Birçok ürünün içerisinde raf ömrünü uzatmak veya tezgâhtaki yerini sağlamlaştırmak için tarım ilaçları, kimyasallar, hormonlar kullanılıyor. Bu tür kimyasallardan uzak durmanın yolu, mümkün mertebe doğal ürünler seçmek, güvenilir yerlerden alışveriş yapmak.

Şeker, işlenmiş gıdalar, sağlığa zararlı trans yağlar, yoğun alkol ve sigara enflamasyona neden olan tüketim ürünleri arasında yer alıyor. Vücudun bu çeşit etkenlerden zarar görmesini engelleyebilecek besinlere yönelmek iyi bir fikir. Örneğin antioksidan içerikli besinler, anti-enflamatuar yiyecekler, Omega 3 desteği bu çeşit faydalı besinlerden kabul ediliyor. Beslenme düzeni sağlandıktan sonra geriye sadece düzenli uyku, kilo kontrolü, hareketli yaşam ve sıvı tüketimi kalıyor. Sağlıklı yaşamak, yaşam kalitesini artırmak ve sürdürmek o kadar da zor değil. Balık yağını hayatınıza eklemeniz ve olumlu etkilerinden faydalanmanız başlı başına bir kaliteli yaşam adımıdır.

Anti-enflamatuar besinlerin bazıları şöyledir;

  • Yulaf, karabuğday, siyah pirinç, esmer pirinç, tahıllar, mısır, kinoa
  • Meyveler; böğürtlen, ahududu, kiraz, karpuz, kayısı, çilek, kara erik
  • Sebzeler; brokoli, lahana, ıspanak, biber, turp, marul, semizotu
  • Değerli yağlar; zeytinyağı, ceviz yağı, avokado yağı, keten tohumu
  • Omega 3 yağ asitleri; somon, hamsi, sardalya
  • Baklagiller
  • Zencefil, zerdeçal
  • Tarçın, yeşil çay

Yukarıda yer alan besinlerin ortak noktası Omega 3 yağ asitleridir. Omega 3 kabul etmelisiniz ki hayatınız boyunca almanız gereken ve ciddi anlamda sağlığınıza şifa olan yağ türüdür. En yoğun balıklarda bulunur. Bazı baklagillerde ve kuruyemişlerde de bulunsa da, Omega 3’ten yeterince yararlanamayanların kurtarıcısı olan, omega 3 desteği sağlayan balık yağı takviyeleri sizi korumaya yardımcı oluyor. Anti-enflamatuar besinlerden sadece yetişkinler değil, küçükler de faydalanmalı. Balık yağı takviyesi alanlar bu desteği sürdürerek dış etkenlere karşı kendini korumaya devam edebilir.

 

 

Gebelikte Balık Yağı Kullanımı Nasıl Olmalıdır?

Gebelikte Balık Yağı Kullanımı Nasıl Olmalıdır?

Dünyada kıymeti uzun süredir bilinen ancak ülkemizde son yıllarda önem kazanan Omega 3 kaynağı olan balık yağı, anne karnındaki bebeğe bile oldukça faydalı. Balık yağında bulunan Omega 3 yağ asitleri, esansiyel yağ denilen, çoklu doymamış yağları ifade ediyor. Sağlıklı vücut fonksiyonları için elzem olan bu yağlar, vücut tarafından üretilemez ve uzun süre depolanamaz. Uzmanların her gün balık yağı takviyesi alınmalı önerisinin temelinde bu gerçek yatıyor. Omega 3 yağ asitlerini içeren besinlerin sıklıkla tüketilememesi ve tüketilen besinlerle sağlanan Omega 3’ün şifasının vücutta depolanamaması, günlük Omega 3 ihtiyacının karşılanmasının kolay yolu olan balık yağı takviyelerine yönlendiriyor. Omega 3 yağ asitlerini beslenme ya da takviye şeklinde almak mümkündür. Ancak beslenme yoluyla alınan Omega 3, çoğu zaman yetersiz kaldığından doktorlar takviye alternatifini öneriyor. Balık yağı takviyesi balık sevmeyen kişilerin de Omega 3 yağ asitlerinden faydalanmaları imkanını sağlıyor. Günün herhangi bir zamanında alınabilen balık yağı takviyesi, günlük ihtiyacın karşılanmasına yardımcı oluyor. Balık yağı kullanımı hamilelik döneminde de büyük önem taşıyor. Kadınlar hamile kaldıktan sonra, uzmanlar bilhassa annenin ve bebeğin sağlığı açısından beslenme programına hemen Omega 3 desteğini ekliyor. Bebeklerde, çocuklarda Omega 3 desteğinin zekâyı artırdığı biliniyor. Daha zeki çocuklar, daha kaliteli yaşamlar için balık yağı ihmal edilmemelidir.

Hamilelikte Balık Yağı Kullanılmalı mı?

Omega 3 yağ asitleri, büyüme ve gelişmeyi doğrudan olumlu etkilediğinden uzmanlar, hamilelikte balık yağı kullanımını öneriyor. Balık yağı, bebeğin göz ve beyin gelişimini olumlu etkiliyor, anne adayının düşük riskini ciddi oranda azaltıyor ve daha kolay bir doğum yapılmasına zemin hazırlıyor. Anne adayı bebeğiyle birlikte kendi sağlığını da korumak zorundadır. Bebek annenin beslenmesiyle birlikte gelişimini tamamlıyor. Bu nedenle anne balık yağı kapsülleriyle kendisini korumalı ki bebek de aynı oranda korunsun ve gelişimini olumlu yönde tamamlasın. Anne adayları, yeterli miktarda balık yağı, Omega 3 almaz ise bebek annenin Omega 3 deposunu kullanır ve annenin sağlığını olumsuz etkiler. Annenin her anlamda balık yağından faydalanması gerekiyor. Elbette tercih edilecek balık yağının kalitesi hamilelik döneminde güvenle kullanım açısından büyük önem taşıyor.

Omega 3 yönünden yetersiz beslenen bebeklerde görülen fonksiyonlar şöyledir;

  • Erken doğum ortaya çıkar.
  • Anne adayı düşük yapabilir.
  • Bebek normalin altında bir kiloyla doğabilir.
  • Bebeğin beyin hücreleri yeterince gelişmeyebilir.
  • Bebeğin ileriki yaşamında meme ve prostat kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerine yakalanma riski yüksek olur.
  • Bebeğin zihinsel ve fiziksel becerileri gelişmemiş olabilir.

Gebelikte Balık Yağı Kullanmak Bebek Zekâsını Artırıyor!

Bilimsel araştırmaların sonuçları, Omega 3 yağ asitlerinden DHA’nın bebek zekâsını artırdığını göstermektedir. Gebelikte Omega 3 kaynağı olan balık yağı takviyesi tüketen annelerin, daha zeki bebekler doğurduğu gözlenmiştir. Omega 3, anne karnındaki bebeğin fiziksel gelişimiyle birlikte zihinsel gelişimini de olumlu etkilediğinden bu sonuç ortaya çıkıyor. Omega 3 desteği sağlayan balık yağı bebeğin göz, beyin ve sinir sistemi gelişimi için kullanımı önerilen önemli bir besindir.

Gebelikte Balık Yağı Alım Miktarı

Gebelikte hem annenin hem de bebeğin ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla, annenin Omega 3 yağ asitlerinden en az 250 mg EPA ve DHA toplam miktarına ilave olarak ayrıca 200 mg daha DHA alması sağlanmalıdır. Bu miktarlar hem bebeği hem de anneyi korumaya yetiyor. Genellikle yüksek miktar Omega 3 içeren balık yağı kapsüllerinin tavsiye edilen günlük kullanım dozları bu miktarları rahatlıkla karşılayabiliyor. Omega 3 takviyesi olan balık yağı hamile kalmayı planladıktan itibaren düzenli kullanılmalı, hamilelik süresince özellikle de son üç ay hiç ihmal edilmeden alınmalıdır. Bebeğin beyin gelişimi son 3 ay içerisinde geliştiğinden asla ihmal edilmemelidir.

en-fazla-omega-3-hangi-baliklarda-bulunur

En Fazla Omega 3 Hangi Balıklarda Bulunur?

Deniz mahsullerinde bol miktarda protein, vitamin, Omega 3 ve mineral bulunuyor. Araştırmalar balık ağırlıklı beslenmenin çok sağlıklı olduğunu gösteriyor. Günümüzde Omega 3 dendi mi akla gelen ilk besin şüphesiz balıklar oluyor. Bebeğin anne karnındaki gelişimini, annenin sağlığını koruyan Omega 3; yetişkinlerde Alzheimer riskini düşürüyor, kalbi koruyor, bağışıklık sistemini güçlendirerek zekâyı olumlu yönde etkiliyor. Uzmanlar haftada 20 ila 350 gram arasında balık tüketilmesi gerektiğini belirtiyor. Peki, hangi balıkları tüketmede öncelikli olmak gerekiyor? Hangi balıklarda daha fazla Omega 3 bulunuyor? İşte cevabı;

Balık tüketiminde civa oranlarına özen göstermek gerekiyor. Civa oranı az, Omega 3 oranı yüksek olan balıklar; somon, ton balığı, karides, hamsi, morina, lüfer, mezgit, karides, orkinos – ton balığı gibi balıklardır. İçerisinde Omega 3 olmasına karşın civa barındırdığı için ölçülü tüketilmesi gereken balık türü ise uskumru balığıdır.

Omega 3 yağ asitlerinden balık tüketerek yararlanmak isteyenlerin haftada “en az” 2 kez balık yemesi gerekiyor. Omega 3 kaynağı olan balık yağı takviyelerinin asıl kullanılma sebebi balık tüketiminin azlığı. Eğer balık yağı alınmayacaksa en azından doğal yollarla bitkisel ürünlerden ve hayvansal gıdalardan Omega 3 alınmaya özen gösterilmelidir.

Omega 3 Kaynakları Nelerdir?

Omega 3, hayvanlardan, bitkilerden, tohumlardan ve tahıllardan alınabiliyor. Geçmişte doğal yaşamın gerçekten var olduğu dönemde insanlar ineklerin ve koyunların yediği yeşillikler aracılığıyla daha doğrusu bu hayvanların sütü sayesinde Omega 3 kaynaklarından en doğal şekilde yararlanabiliyordu. Ancak günümüzde süt ve süt ürünleri, hayvancılık endüstriyel zeminde gerçekleştiğinden en zengin Omega 3 kaynağı balık kabul ediliyor. Balıkların denizde yüzerken yediği yosunlarla Omega 3 üretiyor ve bizler de bu yolla Omega 3’ten faydalanıyoruz.

Ceviz, keten tohumu, yumurta, süt, kırmızı et, tavuk, balık, ceviz, ıspanak, brokoli, lahana, marul, semiz otu, chia tohumu, mercimek gibi besinlerde de Omega 3 bulunuyor. Ancak  bitkisel kaynaklardan elde edilen Omega 3 yağ asitlerinin vücut tarafından kullanımı, hayvansal ürünlerden sağlanan Omega 3 kadar olamıyor. Aslında her mevsim, o mevsimin meyve ve sebzelerini tüketmek, et ve balık tüketimine dikkat etmek Omega 3 almayı doğal bir rutin haline getiriyor.

Hangi Balıkları Dikkatli Tüketmek Gerekiyor?

Balık sağlıklı bir deniz ürünüdür ancak bazı balık türleri denizin dip bölümlerinde yaşadığı için ağır civa içerebiliyor. Bu nedenle mezgit, kalkan, barbun gibi diplerde yüzen balıkları tüketirken dikkat etmek gerekiyor. Dip balıklardaki ağır metal ölçümleri devlet tarafından kontrol ediliyor. Bu ölçümlerin yapıldığı balıklar tüketilebilir. Ancak balığa karşı hassasiyeti olanlar, bünyesi hassas olan kişiler doktora danışmadan hareket etmemelidir.

Balık mı? Balık Yağı Kapsülü mü?

Balık sezonu kışın açıldığından, yıl boyunca bol balık çıkmadığından balık tüketimini düzenli yapmak zorlaşıyor. Denizlerdeki kirlilik ise ekstra bir faktördür. Öncelikle balığın tüketimi önerilmekle birlikte, balık tüketilemediği ve yetersiz Omega 3 alımı düşünüldüğü durumlarda balık yağları Omega 3 desteği sağlayan alternatifler olarak sunuluyor. Balık yağı takviyesi kullanmak pratik bir yöntemdir. Omega 3’ün hayvansal kaynağı olan balık yağı takviyeleri, yine sağlıklı ve lezzetli balıklardan elde edilerek sıvı, şurup veya kapsül formları haline getirilmektedir.

Balık Yağı Takviyesi Obeziteye Yol Açar mı?

Balık yağı kullanımına dair en çok soru işareti ve endişe yaratan konu obezite – kilo problemidir. Zira balık yağı kilo yapar, iştah açar ve obeziteye yol açar gibi yanlış bir düşünce var. Ancak araştırmalar tam aksini gösteriyor. Balık yağı, karın tipi yağlanmayı önlemede çok etkili bir koruyucudur. Karaciğer yağlanmasında etkili bir tedavi sağlar. Kilo vermek isteyenler için balık yağı kilo aldırmaktan ziyade metabolizmayı hızlandırarak kilo verme sürecini daha tempolu hale getirir. Balık yağı ihtiyaç duyulan enerjiyi sağlar, bu enerji kilo vermeye çalışılırken kullanılarak yağları eritir.

shutterstock_380349367

Günlük Omega 3 İhtiyacı Nedir?

Omega 3 denince akla hemen balıklar ve balık yağı takviyeleri geliyor. Her gün mutlaka besinlerle veya takviyelerle Omega 3 almak, zihinsel ve fiziksel açıdan sağlıklı yaşam için önem arz ediyor.

Uzmanlar, Omega 3 yağ asitlerinin önemini özellikle balık sezonu açıldığında hatırlatıyor. Haftada 2 kez balık tüketmek, yeşil yapraklı sebzeler yemek, keten tohumu gibi tohumlar tüketmek, ceviz yemek, kahvaltıda yumurtaya yer vermek, kırmızı eti beslenmeye eklemek gibi çeşitli beslenme rutinleri Omega 3 yağ asitlerinden her gün yararlanmayı sağlıyor.

Omega 3 sadece kışın ihtiyaç duyulan ve alınması gereken bir yağ asidi değil. Kişiler en çok burada yanılgıya düşüyor. Oysaki kışın olduğu kadar yazın da insanın desteğe ihtiyacı var. Özellikle de yazın ortaya çıkan kronik yorgunluk, halsizlik, enerji düşüklüğü, isteksizlik gibi problemler Omega 3 ihtiyacı olduğunun göstergesi olabiliyor.

Uzmanlar tarafından Omega 3 yağ asitlerinin her gün alınması gerektiği belirtiliyor, fakat ne kadar alınması gerektiği kesin olarak söylenemiyor. Sağlık otoriteleri tarafından sağlıklı yaşamın devamlılığına yardımcı olan en az ve en fazla ne kadar Omega 3 alınması gerektiği konusunda tavsiyede bulunulmakta, fakat ideal alınması gereken miktar konusunda kesin bir bilgi verilememektedir. Omega 3 ihtiyacı kişinin yaşadığı ortama, genetik yapısına, beslenme düzenine, yaşam kalitesine bağlı olarak kişiden kişiye değişkenlik gösterebiliyor. Bu nedenle yaşadığımız ortamın sağlık üzerine olan olumsuz şartları ve balık tüketiminin azlığı düşünülerek, güvenle kullanılabilecek miktarlar göz önünde tutularak ve bilimsel çalışmalarda kullanılan ve olumlu sonuçların elde edildiği miktarlar da esas alınarak yaş gruplarına göre tavsiye edilen kullanım doz önerileri yapılabiliyor.

Omega 3 Kaynağı olan Balık Yağları Nasıl Kullanılır?

Omega 3 yağ asitleri içeren besinler, nasıl günün herhangi bir saatinde tüketilebiliyorsa, Omega 3 takviyesi olan balık yağları da günün herhangi bir saatinde alınabilir. Aç veya tok karnına alınabilir olması balık yağının üretim kalitesine bağlı olarak değişir. Bazı balık yağları midede rahatsızlık hissi oluşturur, reflüye neden olur ve balık yağı kokusunun hissedilmesi nedeniyle kişide tiksinti oluşturur. Bu nedenle bu çeşit balık yağlarının mutlaka tok karnına alınması ve hatta rahatsızlık hissinin az hissedilmesi için akşam yatmadan önce alınması önerilir. Oysaki her balık yağı bu duruma neden olmaz. Üretim kalitesi yüksek olan balık yağları bu gibi şikayetler oluşturmayacağı gibi aç veya tok karnına günün herhangi bir zamanında alınması kolaylığı da sağlar. Omega 3 yağ asitleri, yaşam kalitesini yükseltip, birçok hastalığa karşı koruyucu rol oynadığından düzenli olarak alınması önemlidir.

Neden Omega 3 Alınmalı?

Omega 3 vücudun üretemediği ancak dışarıdan mutlaka alınması gereken en temel yağ asitlerinden biridir. Birçok hastalığa karşı koruyucudur, riskleri düşürmede etkilidir. Örneğin diyabet hastalığına karşı direnç sağlar, kişiyi korur. Öte yandan hücre zarlarını korumada etkilidir. Hücrelerin yenilenmesini sağlar, yaşlanmanın izlerini azaltır ve geciktirir. Cilt üzerindeki esnekliği sağlar, daha dinç bir görüntü sunar. Damarlardaki pıhtılaşmayı önler, kanser türlerine yakalanma riskini düşürür. Kanı sulandırması sebebiyle kalp krizine karşı koruyuculuk gösterir. Zihinsel performansı doğrudan artırır. Düzenli Omega 3 alımı sayesinde, çocukların akademik yaşamı daha başarılı hale geliyor. matematik zekasını artırmak, dikkat bozukluğunu yenmek, hiperaktivite ile savaşmak, çocukların ruh dengesini korumak için Omega 3’ü düzenli almak yeterlidir. Yapılan araştırmalar, Omega 3’ün depresif ruh haline iyi geldiğini göstermiştir.

shutterstock_262563494

Kış Mevsiminde Hangi Vitaminler Mutlaka Alınmalı?

Hastalıkların salgın halinde gezindiği, kişilerin fiziksel ve ruhsal enerjisinin emildiği, bağışıklık sisteminin korunmasız kaldığı kış mevsimine daha sıkı ve kontrollü girmek mümkün! Kış boyunca düzenli alacağınız vitaminlerle hasta olmaz, vücut bütünlüğünüzü koruyabilirsiniz. İşte o vitaminler;

C vitamini: Kış aylarında bağışıklık koruyucusu C vitaminini daha çok turunçgillerden almayı düşünürüz. Kış boyunca mevsim meyvelerinden düzenli tüketmek C vitamini almaya yardımcı olacaktır. Öte yandan kuşburnu, maydanoz, yeşil ve kırmızı biberin de C vitamini kaynağı olduğunu unutmayınız.

D vitamini: Güneşten mahrum kalınan kış aylarında, vücut D vitamini eksikliği çektiğinde çeşitli hastalıklara yakalanır. D vitaminini doğrudan güneşten almak zorlaşır, bu yüzden takviye şeklinde almak gerekebilir.

E vitamini: Kışın cilt sürekli kurur ve pul pul dökülmeler yaşanır. Bu durumun genel sebebi E vitamini eksikliğidir. Deri ve cilt problemlerini E vitamini alarak kontrol edebilirsiniz.

Demir: Kışın düşen demir seviyesinin en büyük belirtisi halsizlik ve yorgunluktur. Bilhassa kadınlar dönemsel demir eksikliğini daha çok yaşar. Demir alımına dikkat etmek, enerjik ve zinde kalmayı sağlar. Ispanak ve brokoli demir alımı için tercih edebileceğiniz sebzeler olduğu gibi, badem, ay çekirdeği gibi kuruyemişler ve tam buğday ürünlerinden de ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. C vitaminiyle birlikte alındığında demir emilimi artacaktır.

Folik Asit: Folik asit ıspanak, roka ve benzeri yeşil yapraklı bitkilerde bulunuyor. Düzenli tüketilmediği takdirde folik asit ihtiyacı doğuyor. Cildi nemli tutmak, cilt problemlerinin oluşumuna engel olmak için folik asit almak gereklidir. Folik asidin kalp ve damar sağlığının ve sinir sisteminin korunması amacıyla da çok faydalı olduğunu da belirtmek gerekir.

Bonus: Omega 3!

Her ne kadar konumuz vitaminler de olsa, yağ asidi olan Omega 3’ün de kışın alınması gerekliliğinden bahsetmeden olmaz. Yapılan tüm bilimsel araştırmalar, Omega 3 yağ asitlerinin insan vücudu için çok güçlü ve mutlaka alınması gereken yağlardan olduğunu gösteriyor. Mutsuz hissetmek, kötü bir psikolojiyle mücadele etmek dahi Omega 3 takviyesiyle düzeltilebiliyor. Kış aylarında yaşanan depresif ruh halinden arınmak ve bağışıklığı güçlendirmek için Omega 3 ihmal edilmemelidir. Sadece kış döneminde de değil, her mevsim Omega 3 alımı sağlıklı yaşam için önemlidir.

shutterstock_263066297

Avokadonun Faydaları Nelerdir?

Mucizevi meyve avokado, eskiye oranla ulaşılmaz bir meyve değil. Her markette ve pazarda avokado bulunabiliyor. Avokadonun yaygın olması şifalarından yararlanmayı kolaylaştırıyor. İşte sağlık deposu avokadonun bilinen faydaları;

Kilo vermeyi kolaylaştırır: Kilo vermek isteyenler için mükemmel bir meyvedir. Ana veya ara öğünlerde tüketmek doygunluk hissi verir. İçerdiği faydalı yağlar ise sağlıklı yağ alımını sağlar.

Göz sağlığını korur: Antioksidan deposu avokado, lutein ve zeaksantin isimli görme yetisi için önemli olan iki önemli antioksidan içeriyor. İlerleyen dönemlerde çıkabilecek göz problemlerine karşı avokado ile önlem almak mümkündür.

Omega 3 içerir: Doymamış tekil yağ asitleri anlamında avokado özel bir meyvedir. Omega 3, kanser türlerine yakalanma riskini düşürür. Sağlıklı yaşam için ihtiyaç duyulan destek, avokadoda bulunan değerli yağlar ile sağlanabiliyor.

Yüksek lif içerir: Lifler bilindiği gibi sindirimi kolaylaştıran ve rahatlatan maddelerdir. Avokadoda yüksek oranda lif bulunması; kilo kaybını düzenler, kan şekerini kontrol altına alır, bağışıklık sistemini korur ve faydalı bakterilerin çoğalmasını sağlar.

Vitamin ve mineral deposu: Potasyum, bakır, E vitamini, C vitamini, B6 vitamini içeren avokado, bağışıklık sistemini ve cilt sağlığını güçlendirmek için en etkili meyvelerdendir.