37) A-vitamini-yetersizliği

A Vitamini Yetersizliği

A vitamini vücutta depolanır. Bu sebeple yetersizlik belirtileri, A vitamininin vücuda uzun süre alınmaması sonucu ortaya çıkar.

A vitamininin eksikliğinde ortaya çıkan sorunlar;

  • Böbreklerin ve sindirim organlarının bozulması
  • Bağışıklık sisteminin bozulmasıyla enfeksiyon hastalıklarına yakalanma sıklığının artması
  • Sindirim organlarının bozulmasıyla mide yaralarının oluşması
  • Gözdeki epitel dokuların bozulması, göz kuruluğu, koruyucu tabakanın kaybolması
  • Derinin pütürlü hale gelmesi, kuruması
  • Çocuklarda büyüme ve gelişmenin gerilemesi
800x400_33

Alerjik Reaksiyonlar

Alerjik rahatsızlıklar vücutta çeşitli biçimlerde kendini gösterir. Göz, deri, solunum ve sindirim sistemi gibi birçok organ ve sistemi etkiler. Özetle alerjiler, vücudun bağışıklık sisteminin enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olan doğal savunma sisteminin verdiği aşırı tepkilerdir.

Alerjik reaksiyonlar esnasında bağışıklık sistemi genellikle toz, polen, böcekçikler gibi zararsız maddelerle vücuda saldırıyorlarmış gibi savaşır. Bu da isilik, gözlerde ve vücutta kaşınma, burunda akıntı, nefes almada güçlük, bulantı ve ishal gibi semptomlara sebebiyet verir. Alerjik bir reaksiyon, ilk defa bir alerjenle karşılaştığında gerçekleşmeyebilir. Örneğin, ilk kez gerçekleşen bir arı sokmasında yalnızca bir ağrı ve kızarıklık oluşur. İkinci arı sokmasında ise kurdeşen veya nefes almada güçlük ortaya çıkabilir. Bu, yine bağışıklık sisteminin verdiği tepkinin bir sonucudur.

Alerjik rinit (saman nezlesi), en sık rastlanan alerji türüdür. Hapşırma, burun akıntısı, burunda kaşıntı ve tıkanıklığa neden olur. Alerjik konjonktivit; gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, ürtiker; vücutta kaşıntı, deride kabarıklık, kaşıntı, anafilaksi; iç sıkıntısı, el ayası ve ayak tabanında kaşıntı, tansiyon düşüklüğü ve şok, soluk borusunda şişme ve nefes darlığı ile baş gösterir. Yer, mevsim, aile üyelerindeki benzer alerjik reaksiyonlar ve çevre faktörü de bu belirtilere zemin tutar.

Çoğu alerjik semptom hafif bir şekilde ortaya çıkar ve evde tedavisi yapılabilir. Ancak bu semptomlar aşırıya kaçarsa burun kanaması, kulak problemleri, hırıltılı soluma ve öksürmeye dönüşüp sağlıklı beslenilmediği ve tedbir alınmadığı takdirde ölüme kadar gidebilir. Omega 3 açısından zengin besinler, brokoli, lahana gibi yeşil yapraklı kış sebzeleri, C vitamini, magnezyum içeren ve anti-enflamatuar besinlerin alerjik semptomları azaltarak bu semptomların getirdiği hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir.

s

Omega 3 ve Omega 6 Dengesi

“Omega 3” ve “Omega 6” vücudumuzun sistematik çalışması açısından birbirini tamamlayan, mutlaka almamız gereken yağ asitleridir. Vücudumuzun bu yağ asitlerini üretememesi, onları gıdalar vasıtasıyla temin etmemizi gerektiriyor. Ancak dışarıdan aldığımız bu elzem yağlar, kimi zaman bizim için yeterli olmayabilir. Bu da sağlığımızı etkiler, hücre, doku, organ ve sistemlerimize zarar verir. “Omega 3” ile “Omega 6” oranı, sağlığımızın devamlılığı açısından oldukça önemlidir. Dolayısıyla bu yağ asitlerinin vücuda alımına ve aralarındaki dengeye dikkat etmemiz gerekir.

“Omega 3” ve “Omega 6” birbirlerine tamamen zıt etkilere sahiptir. “Omega 6”, hücreleri çoğaltma, ağrı uyarma, iltihap oluşturma ve pıhtılaşmayı tahrik etmeyi sağlarken, “Omega 3”ün, pıhtılaşmayı önleme, hücre çoğalmasını dengeleme, iltihap baskılama ve ağrıyı azaltma gibi görevleri vardır. Aralarındaki denge sayesinde hangisinin işlevine ihtiyaç duyuluyorsa, etkinliğini göstererek faaliyette bulunmakta ve sağlığımız açısından denge kurulmaktadır. Örneğin “Omega-6” kanamamız olduğunda pıhtılaşma sağlayarak kanamaların durdurulmasını sağladığı gibi, “Omega-3” de nedensiz yere damar içinde pıhtı birikimini engelleyerek damar tıkanıklıklarını önleme ve damar içinde düzenli kan akımı sağlaması açısından önem taşımaktadır.

Günümüz beslenme alışkanlıklarından kaynaklanan, aralarındaki dengenin bozulmasındaki neden “Omega 3” eksikliğidir. Günlük hayatta sıklıkla tükettiğimiz bitkisel yağlardan aldığımız “Omega 6” fazlalığının yanında, maalesef kısıtlı tükettiğimiz ya da hiç tüketemediğimiz “Omega-3” nedeniyle terazi dengesi bozulmakta ve “Omega-6” tarafı ağır basmaktadır. Bu nedenle son yıllarda artış gösteren kronik hastalıkların en önemli nedeninin “Omega-6”ya kıyasla düşük “Omega-3” seviyesi olduğu belirtilmektedir. Bizlerin dengeyi sağlamak amacıyla yapabileceğimiz aslında oldukça basit: Gıda tüketimi alışkanlıklarımızda ufak değişiklikler…

Günlük beslenmemizde Omega-3 açısından zengin gıdaları tüketmeye özen göstermemiz, yine de yetersizlik hissediyorsak, o zaman “Omega-3” içeren kalitesine güvendiğimiz bir takviye edici gıda kullanımı dengenin yeniden oluşmasına yardımcı olacaktır. Omega-3’ün içerdiği EPA ve DHA yağ asitlerinin anne karnındaki bebeklik döneminden itibaren tüm yaşamımız boyunca önem taşıdığını unutmamalıyız.