shutterstock_2958869

Dünya Sağlık Örgütü, Kalp ve Damar Sağlığının Korunması İçin Omega-3 İçeren Gıdaların Tüketilmesini Öneriyor!

Omega-3 yağ asitlerinin vücut tarafından üretilemediği ve en temel yağlardan biri olarak mutlaka dışarıdan alınması gerektiği bilinen bir gerçektir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kalp ve damar sağlığının korunması amacıyla haftada iki kere, her porsiyonunda 200 ila 500 mg Omega-3 yağ asitleri EPA ve DHA içeren yağlı balıkların tüketilmesini öneriyor. Balık tüketemeyen kişilerin ise mutlaka bitkisel kaynaklardan bu miktarları almasının gerekli olduğu belirtiliyor.

3 yanı denizlerle çevrili olan ülkemizde balık tüketiminin az ve yağlı balık tüketiminin daha da  kısıtlı olması nedeniyle, kalp ve damar sağlığımızın korunması amacıyla belirtilen bu miktarların alımı sağlanamayabiliyor. Bu aşamada saf balık yağları, hem ihtiyacı karşılayabilen EPA ve DHA miktarlarıyla hem de kolay kullanımıyla da iyi bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor.

 

shutterstock_513979408

Karaciğer Yağlanmasını Önlemede Omega 3’ün Önemi

Karaciğer yağlanması, geçmişte alkol tüketenlerde ve aşırı kilolu kişilerde ortaya çıkan sağlık problemi iken modern yaşamda ne yazık ki yaygın görülen bir sağlık problemine dönüştü. Kötü beslenme, insülin direnci, obezite, hareketsiz yaşam ve şekerli içecekler karaciğer yağlanmasına sebep olan faktörlerdir. Yorgunluk, halsizlik, isteksizlik, karın ağrıları ve bulantı gibi belirtileri olan karaciğer yağlanması, önlem alınmadığı takdirde karaciğer yetmezliği başta olmak üzere birçok hastalığa zemin hazırlıyor.

Karaciğer yağlanmasına karşı önlem almak sorunu gidermek için özel bir ilaç tedavisi uygulanması yerine sağlıklı beslenme ve harekete dayalı programlar hazırlanıyor. Kilo vermek, sağlıklı beslenmek ve egzersiz programı hazırlamak çözüm sağlıyor. Omega 3 yağ asitlerinin de tempolu yürüyüş ile birlikte karaciğer yağlanmasını önleyici etkisi olduğu belirtiliyor. Omega-3’ün kan trigliserid düzeyini ve karaciğerde depolanan yağ miktarını azaltabildiği belirtiliyor.

Karaciğer yağlanması genellikle 40 – 60 yaş grubunda görülüyor. Bu yaş grubunda sıklıkla yağlı gıdaların tüketimi ve hareketsiz yaşam, karaciğerde yağlanmaya neden olduğu gibi, genel olarak sağlıksız yaşamın da ortaya çıkmasına sebep oluyor. Uzmanlar her seferinde düzenli ve omega-3 içeren gıdaların da yer aldığı sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve günde bir saat tempolu yürüyüşün önemine dikkat çekiyor. Karaciğer yağlanması, ciddi bir rahatsızlık olmamakla birlikte önlem alınmadığında ciddi boyutlara ulaşabiliyor.

Omega 3 Her Balıkta Bulunur mu?

Omega-3’ün sağlığımız için ne kadar önemli ve gerekli olduğu konusunda yaşanılan farkındalık balık tüketim oranlarını bir nebze de olsa arttırmış durumda. Toplumun büyük bir kısmı Omega-3 alımı için her türlü balığın tüketilebileceğini, tüm balıklarda Omega-3 yağ asitlerinin olduğunu genel anlamda biliyor. Ancak her balıkta yüksek oranda yağ asidi olduğunu söylemek mümkün değildir. Tüm balıklarda Omega-3 vardır, fakat soğuk ve derin denizlerde yaşayan yağlı balıklarda daha fazla omega-3 bulunur.

Deniz ürünleri tüketemeyenler için semiz otu, ceviz, keten tohumu gibi bitkisel kaynaklardan da omega-3 alımı sağlanabiliyor. Fakat bitkisel kaynaklardan sağlanan omega-3’ün vücut tarafından kullanımı hayvansal kaynaklardan sağlanan omega-3 kadar olamıyor. Balık yağı takviyeleri yüksek miktarda Omega-3 desteği sağlıyor. Elbette, kullanılacak balık yağının kalitesi ve saflığı güvenli kullanım açısından önem oluşturuyor. Gelişim çağındaki çocukların, anne adaylarının, tüm yetişkinlerin düzenli olarak Omega 3 alması yaşamı olumlu yönde etkiliyor, gelişimi destekliyor, zihinsel ve fiziksel birçok fayda sağlıyor.

shutterstock_721103437

Kronik Yorgunluğa Karşı D Vitamini Desteği!

Şehir hayatının temposu, stresli iş, ev, okul hayatı, düzensiz beslenme, yetersiz uyku, radyasyon, çevre kirliliği gibi nedenlerden ötürü karşılaşılan yorgunluk hali, vitamin desteği ile ortadan kaldırılabiliyor. Vücudu tüm bu etkenlere karşı fiziksel ve ruhsal anlamda hazırlamak, güçlü kılmak için uzmanlar vitaminleri işaret ediyor. Bilhassa D vitamini eksikliğinin kronik yorgunluğa neden olduğunu belirtiyorlar. D vitamini bağışıklık sisteminden kalp sağlığına kadar çok geniş bir yelpazeye hitap ediyor.

D vitamini beden yorgunluğunu alıyor, kasları rahatlatarak yorgunluğu gideriyor. D vitamini aslında güneş ışınlarının etkisiyle vücudumuzda aktif hale dönüşen bir vitamin, ancak çoğu kişi güneşe çıkmayı ihmal ettiğinden doğal yollardan vitaminden faydalanamıyor. Özellikle bahar ve yaz aylarında görülen yorgunluk, vücutta birikiyor ve kış aylarını da olumsuz etkiliyor. Bağışıklık sistemine dahi etki eden bu yorgunluk hali, hastalıklara davetiye çıkarıyor. Daha çok doğrudan güneşin etkisiyle sağlanan bu vitamin; az miktarda peynir, yumurta, patates, tereyağı ve yağlı balıklardan da elde edilebiliyor. Morina balığı karaciğer yağı da doğal D vitamini kaynağı olarak destek sağlıyor. Sınırlı sayıda besinden alınması veya güneşten faydalanılamaması D vitamini eksikliğini ciddi boyutlara ulaştırıyor.

shutterstock_579904396

Balık Tüketmek Depresyondan Koruyor!

Sağlıklı yaşam için haftada iki kez tüketilmesi önerilen balık, içerdiği değerli vitaminler, mineraller, proteinler ve Omega-3 yağ asitleri ile depresyona şifa oluyor! Balık protein üretimini destekliyor. Bu proteinler vücuttaki dokuları onarıyor, yenileri için zemin hazırlıyor. Yoğun tempoda çalışanlar, sınav dönemindeki öğrenciler, günlük hayatı hareketli olan kişiler başta olmak üzere herkesin bu değerli proteinden alması gerekiyor. Yoğun tempo ve  bedensel yorgunluk zamanla zihinsel yorgunluğa ve depresyona yol açtığından dolayı yaşam  kalitesi düşüşe geçer. Kişilerin ruh sağlığını koruyabilmesi için sağlıklı beslenmenin ve uykunun ne denli önemli olduğu sıklıkla vurgulanıyor. Uzmanların yaptıkları çalışmalar neticesinde, içerisinde yüksek miktarda Omega 3 yağ asitleri barındıran balıkların kişileri stresten, depresyondan, zihinsel yorgunluklardan koruduğunu görülmüştür. Vücut ihtiyaç duyduğu güçlü mekanizmaya, bedensel zindeliğe ve enerjik yapıya kavuştuğunda karşılaştığı sorunlarla başa çıkma gücü paralel oranda artıyor ve ruhsal bunalımlardan koruyor.  Omega 3’ün mucizevî etkilerini her alanda görmek mümkün…

shutterstock_578121118

İmmünoterapi Nedir?

İmmünoterapi, en basit tanımıyla bağışıklık tedavisidir. Yoğun hastalıklar sonrasında çöken bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla uygulanan bir tedavi biçimidir. İmmünoterapi kanser tedavilerinde kullanılmasıyla bilinen bir yöntemdir. Kanserli hücrelerle savaşmak için kişinin bağışıklık sistemini güçlendiren uzmanlar bu yöntemle kanseri yenmede büyük oranda başarılı oluyor. Kanser hücreleri bilindiği üzere bağışıklık sistemine karşı çoğu zaman güçlü çıkan ve vücuda yayılan zararlı hücrelerdir. Bağışıklık sisteminin bu kötü hücrelerle savaşabilmesi için ihtiyaç duyduğu güç immünoterapi ile sağlanıyor. Savunma mekanizmasının zayıf düşmesi durumunda kanser hücreleri kontrolsüzce büyümeye, çoğalmaya devam ediyor ve kişinin vücut sistemini çökertiyor. İmmünoterapi tam bu noktada kanserle mücadelede yenilikçi bir yöntem olarak kabul edilmiş ve başarılı sonuçlar elde edilmiştir.

İmmünoterapi üzerine yapılan bilimsel çalışmalar tedavinin kanser hastalıklarında yüksek oranda başarı getirdiğini göstermiştir. İç Hastalıkları ve İmmünoterapi uzmanları, tedavinin ne kadar olumlu sonuçlar verdiğini dile getirirken aynı zamanda uyarıyor; çok sık hasta olanlar, zayıf bünyeye sahip olan kişilerin Omega-3, C ve D vitamini takviyesi alması gerektiğini öneriyor. Özellikle Omega-3 hiçbir şekilde vücut tarafından üretilmeyen yağ asitleri olduğu için omega-3 takviyesi bağışıklık sistemini güçlendirmede önemli bir unsurdur. Omega-3 desteği sağlayan balık yağı küçükten büyüğe herkesin rahatlıkla kullanabileceği doğal takviyelerden biridir.

shutterstock_473099785

Göz Kuruluğu Nedir?

Gözler rahat hareket edebilmek, görevini verimli şekilde icra etmek ve sağlığını korumak için gözyaşına ihtiyaç duyar. Göz kuruluğu en basit tabirle gözyaşının azalmasıdır. Tıpta “kuru göz sendromu” adı altında da bilinen göz kuruluğu, gözyaşlarının az salgılanması veya gözyaşı kalitesinin yetersiz gelmesinden ötürü ortaya çıkar. Göz kuruluğu yaşayan kişilerde; yanma, batma, kızarıklık, bulanık görme, kaşıntı, gözde bir şey varmış hissi gibi çeşitli sıkıntılar meydana gelir.

Göz Kuruluğundan Korunma Yöntemleri

Göz kuruluğu özellikle bilgisayar başında çok uzun saatler çalışan kişilerde görülür. Göz kuruluğuna yakalanmamak, korunmak için basit birkaç yöntem vardır. Bilgisayarın ekran parlaklığını en aza indirgemek, sık sık göz kırpmak, sıvı tüketimine dikkat etmek, gözü yormayan yazı karakterleri ve renkler seçmek, düzenli ve yeterli uyumak, Omega 3 tüketimine dikkat etmek gerekiyor. Kuru göz sendromunda gözleri ara sıra telefon, bilgisayar ve televizyon gibi ekranlardan uzak tutup dinlendirmek önemli olsa da düzensiz uyku ve yetersiz beslenme nedeni ile bu dinlendirme çalışmaları yetersiz kalabiliyor. Omega 3 yağ asitleri içeren besinler tüketmek, bu konuda takviye almak ek olarak günde 8 saat uyumak kuru göz sendromuna karşı yapılabilecek en doğal koruma yöntemidir.

shutterstock_486326140

Kolesterol ve Omega-3 İlişkisi

Milyonlarca insanın sağlığını tehdit eden kolesterol, dengede tutulmadığı sürece tehlikeli bir rahatsızlık haline ulaşıyor. Kimyasal ilaçlar haricinde, kolesterolü olması gereken seviyede tutmak için birçok besinden de faydalanılmaktadır. Uzmanlar, kolesterolün dengelenmesi açısından Omega-3’ün önemine vurgu yapıyor. Balık mevsiminde ısrarla balık tüketilmesini öneren beslenme uzmanları ve doktorlar; balıkta bulunan Omega-3’ün yüksek kolesterolle mücadele açısından önemli rol oynadığını dile getiriyor. Düzenli omega-3 alımının kolesterolü düşürdüğü, kalp sağlığını koruduğu ve ölüm riskini azalttığı bilinmektedir.

Omega-3 Kolesterolü Dengeliyor

Balık yağı ve kolesterol arasında çok yakın ilişki vardır. Bir türlü kontrol altına alınamayan yüksek kolesterolün azaltılması için, omega-3 açısından zengin balık yağı takviyesinin düzenli kullanımı doğal bir destek sağlıyor. Omega-3; balık, keten tohumu, semizotu, ceviz gibi besinlerde bulunuyor. Hayvansal kaynaklardan elde edilen omega-3 yağ asitleri vücudumuz tarafından daha yüksek miktarda kullanılabiliyor. Bu nedenle balık, omega-3’ün ana kaynağı olarak kabul ediliyor. Balık tüketiminin az olduğu veya hiç olmadığı durumlarda sıvı veya kapsül formlarında bulunan balık yağı takviyeleri öneriliyor.

shutterstock_569871445

Romatizmaya Karşı Omega-3 ile Savaşın!

Omega-3 yağ asitlerinin insan sağlığına olan mucizevi etkileri her geçen gün artıyor. Anne adaylarından bebeklere, okul çağındaki çocuklardan yetişkinlere kadar ayrım yapmadan tüm insanlar için bir sürü fayda sağlayan Omega-3’ün romatizmaya karşı da etkili bir yağ asidi olduğu öğrenildi. Kas ve iskelet rahatsızlığı olan romatizma; hareketleri kısıtlayan, bedene ağrılar yollayan, eklemlerde şekil bozukluğuna sebep olan, gerekli tedavi uygulanmadığında veya önlem alınmadığında iltihaplanan önemli bir rahatsızlıktır. Yanlış ve yetersiz tedavide yaşam kalitesini tamamen düşüren romatizma, sağlıklı beslenme ve spor ile önlenebiliyor, hafifletilerek tedavi edilebiliyor.

Uzmanlar; beslenmeye dikkat çekiyor ve romatizma rahatsızlıklara sahip olan kişilerin mutlak suretle omega-3 açısından zengin balık, ceviz, semizotu, keten tohumu, yumurta gibi besinler tüketmesini dile getiriyor. Omega-3, kas ve kemik sağlığında önemli rol oynuyor.

shutterstock_292955825

Hiperaktivitenin Çözümü Omega-3

Dikkat eksikliği, yerinde duramama, hareket kontrolünü sağlayamama ve konsantrasyon dağınıklığı gibi sorunların genel tanımı olan hiperaktivite, kontrol altına alınmadığı takdirde çocukların akademik başarısından sosyal hayatına kadar her alanda kalitesiz yaşamasına neden oluyor. Hiperaktivite problemine çözüm için yapılan birçok bilimsel araştırma, Omega – 3 yağ asitlerinin önemini ortaya çıkarmıştır.

Kötü beslenme, sebze tüketiminden ve balıktan uzak yaşayan çocuklar hiperaktivite ile karşı karşıya kalıyor. Uzmanlar Omega-3 yağ asitleri içeren balık yağı takviyelerinin kullanımında dikkat eksikliği, zayıf hafıza sorunu ve hiperaktivitenin önlenebildiğini belirtiyor. Üstelik Omega-3 takviyesi kişilerin sağlığına olumlu yönde etkiler kazandırıyor.

Omega-3 ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalarda, düzenli olarak Omega-3 takviyesi alan çocukların, Omega-3 almayan çocuklara oranla daha başarılı, daha dikkatli ve pratik zekaya sahip olduğu görülmüştür. Beyin üzerinde güçlü bir etkisi olan Omega-3 yağ asitleri dünyanın birçok yerinde gebelikten itibaren çocuklara verilmeye başlanıyor. Hiperaktivitenin önlenmesi için en sağlıklı ve doğal çözümün Omega-3 takviyesi olduğu belirtiliyor.