800x400_11

Balığın Yanında Ne Yemeli Ne Yememeli?

Balığın, esansiyel yağ asidi olan Omega 3 kaynağı olduğu konusunda hemfikiriz.  Zengin Omega-3 içerikli balık cinsi seçimine ve Omega-3’ü kaybetmemek için de pişirme tekniklerine dikkat ederek haftada en az 2 kere tüketmenin de sağlığımıza olumlu etkileri olduğunu biliyoruz. Bilmediğimiz nokta; balığın yanında ne yememiz ya da ne yemememiz gerektiği…

Örneğin roka. İçerdiği yüksek miktardaki demir, özellikle kılçığı yenebilen balıkla birlikte tüketildiğinde, balıktan alacağımız kalsiyumun emilimini azaltır. Bu nedenle bu iki besinin bir arada alınması önerilmez.

Balıkla tüketilmesi gereken en önemli besin limondur. Çünkü limonun içinde C vitamini gibi antioksidanlar mevcuttur. Eğer balığın yaşadığı denizden kaynaklanan ağır metal içeriği var ise, vücudun bu toksik etkiye karşı tolerabilite göstermesine ve zararlı etkiyi gidermesine de yardımcı olur.

Yoğurt, balıkla birlikte tüketilmeli mi, tüketilmemeli? Bu, çok tartışılan bir konu. Eğer balık bayat ise protein yapısında bulunan histamin miktarı artar. Histaminin fazla olması da toksik etkiyi arttırır. Bu nedenle balık bayat ise asla yoğurtla birlikte tüketilmemelidir. Taze ise tüketilmesinde hiçbir sakınca yoktur.

s

Omega 3 ve Omega 6 Dengesi

“Omega 3” ve “Omega 6” vücudumuzun sistematik çalışması açısından birbirini tamamlayan, mutlaka almamız gereken yağ asitleridir. Vücudumuzun bu yağ asitlerini üretememesi, onları gıdalar vasıtasıyla temin etmemizi gerektiriyor. Ancak dışarıdan aldığımız bu elzem yağlar, kimi zaman bizim için yeterli olmayabilir. Bu da sağlığımızı etkiler, hücre, doku, organ ve sistemlerimize zarar verir. “Omega 3” ile “Omega 6” oranı, sağlığımızın devamlılığı açısından oldukça önemlidir. Dolayısıyla bu yağ asitlerinin vücuda alımına ve aralarındaki dengeye dikkat etmemiz gerekir.

“Omega 3” ve “Omega 6” birbirlerine tamamen zıt etkilere sahiptir. “Omega 6”, hücreleri çoğaltma, ağrı uyarma, iltihap oluşturma ve pıhtılaşmayı tahrik etmeyi sağlarken, “Omega 3”ün, pıhtılaşmayı önleme, hücre çoğalmasını dengeleme, iltihap baskılama ve ağrıyı azaltma gibi görevleri vardır. Aralarındaki denge sayesinde hangisinin işlevine ihtiyaç duyuluyorsa, etkinliğini göstererek faaliyette bulunmakta ve sağlığımız açısından denge kurulmaktadır. Örneğin “Omega-6” kanamamız olduğunda pıhtılaşma sağlayarak kanamaların durdurulmasını sağladığı gibi, “Omega-3” de nedensiz yere damar içinde pıhtı birikimini engelleyerek damar tıkanıklıklarını önleme ve damar içinde düzenli kan akımı sağlaması açısından önem taşımaktadır.

Günümüz beslenme alışkanlıklarından kaynaklanan, aralarındaki dengenin bozulmasındaki neden “Omega 3” eksikliğidir. Günlük hayatta sıklıkla tükettiğimiz bitkisel yağlardan aldığımız “Omega 6” fazlalığının yanında, maalesef kısıtlı tükettiğimiz ya da hiç tüketemediğimiz “Omega-3” nedeniyle terazi dengesi bozulmakta ve “Omega-6” tarafı ağır basmaktadır. Bu nedenle son yıllarda artış gösteren kronik hastalıkların en önemli nedeninin “Omega-6”ya kıyasla düşük “Omega-3” seviyesi olduğu belirtilmektedir. Bizlerin dengeyi sağlamak amacıyla yapabileceğimiz aslında oldukça basit: Gıda tüketimi alışkanlıklarımızda ufak değişiklikler…

Günlük beslenmemizde Omega-3 açısından zengin gıdaları tüketmeye özen göstermemiz, yine de yetersizlik hissediyorsak, o zaman “Omega-3” içeren kalitesine güvendiğimiz bir takviye edici gıda kullanımı dengenin yeniden oluşmasına yardımcı olacaktır. Omega-3’ün içerdiği EPA ve DHA yağ asitlerinin anne karnındaki bebeklik döneminden itibaren tüm yaşamımız boyunca önem taşıdığını unutmamalıyız.

depresyon

Depresyonun Asıl Nedeni

Gülümsemenin neredeyse unutulduğu bir dönemdeyiz. Neşeli yüzler, yerini somurtan yüzlere bırakmış durumda. Depresyona giren insanların sayısı her geçen biraz daha artıyor. Artık psikolojik yardım almayan birey sayısı az.

Depresyonu yalnızca ruhsal sebeplere bağlamamak gerek. Hızlı yaşam, iş stresi ve şehir hayatının getirisi olarak ortaya çıkan yetersiz ve sağlıksız beslenme, depresyonu tetikleyen en önemli faktörlerden biri.

Yetersiz ve sağlıksız beslenme, vücudun zayıf düşmesine, halsizliğe ve yorgunluğa, yaşama adapte olamamasına yol açar. Ayrıca mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin azalmasını, beyin fonksiyonlarının olumsuz etkilenmesini tetikler. Geleceğe dair kaygılar, stresli günlük yaşam kişiyi içinden çıkılmaz büyük bir girdaba sürükler. Bu girdabın içinde hissedilen çaresizlik intihar düşüncesini dahi ortaya çıkarabilir.

Beyin fonksiyonlarının güçlendirilmesi ve depresyonun önlenmesi açısından etkili olan serotonin seviyesinin korunması için, özellikle omega 3 yağ asitleri, B6, B12, Folik asit ve D vitaminleri büyük önem taşır. Bu besin öğelerince zengin beslenme veya takviye edici gıdalarla desteklenme fiziksel olduğu kadar ruhsal açıdan da vazgeçilmezdir.

taze-balik

Taze Balığı Ayırt Etmek İçin Dikkat Etmeniz Gereken Noktalar

Balık elbette çok sağlıklı bir besindir. Ancak bayat balık, zehirlenmemize, rahatsızlanmamıza hatta daha ciddi hastalıkların oluşumuna neden olabilir. Dolayısıyla balık alırken dikkat etmemiz gereken en önemli etken balığın taze olup olmamasıdır. Taze balığı anlayabilmeniz için dikkat etmeniz gereken noktaları aşağıda maddeler halinde sıraladık.

  • Balığın gözleri dışa doğru, bombeli ve canlı olmalı,
  • Pulları canlı olmalı, dökülmemeli,
  • Solungaçları kırmızı olmalı,
  • Deniz kokmalı,
  • Elinize aldığınızda kuyruğu sarkmamalı, dik durmalıdır.

 

 

sertifikalı

Yiyecek ve İçecekler Şefler & Sömeliyeler Tarafından Ödüllendiriliyor

Eskiden saraylarda dönemin soylusu olarak adlandırılan kişiler yemek yemeden önce bazı kişilerin yiyecekleri yemekleri kendilerinden önce denemelerini isterlerdi. Bu uygulamanın en önemli amacı zehirli veya riskli olabilecek olan yemeklere ve içeceklere karşı önlem almaktı. Bir diğer amacı da tadı kötü olan yemeklerin kişiye ulaşmadan engellenebilmesiydi. Çünkü bu durum da yemeği yapan kişi için bir tehlikeydi. Çünkü tadı kötü olan bir yemeğin sonu hiç de güzel olmayan sonuçlar ortaya çıkarabilirdi. Evet, zor dönemlerdi…

Günümüzde bu tarz olaylar olmasa da halkın tat anlayışının ve zevkinin üzerinde risk oluşturabilecek durumlar yaşanmaması adına International Taste & Quality Institute (iTQi) (Uluslararası Tat ve Kalite Enstitüsü) yiyecek ve içecekleri şeflere ve sömeliyelere denettiriyor. 2005 yılından bu yana her yıl Brüksel’de (Belçika) düzenlenen etkinlikle tüm denetimler gerçekleştiriliyor ve tatlarına göre çeşitli ödüllendirmeler yapılıyor. Bir başka ifadeyle jüri, tatlarına göre ödüllendirdiği ürünlerle tüketicinin damak tadını garanti altına almış oluyor.

Jüri: Ürünler alanlarında lider 125’ten fazla tanınmış, Avrupalı aşçı, içecek uzmanı ve içki uzmanı tarafından test edilirler. Her jüri üyesi yiyecek-içecek tatma ve hazırlama alanlarında yıllarca kazanılmış uluslararası deneyime sahiptir.

Bu denetim ve ödüllendirme sayesinde paketlenmiş olan ve denenmesi mümkün olmayan ürünlerin tüketiciler tarafından güvenle alabilmesine katkı sağlamış oluyorlar.

yorgunluk

Çağımızın Hastalığı: Kronik Yorgunluk

Son yıllarda, insanların hastanelere başvurma nedenlerinden biri de, en çok şikayetçi oldukları rahatsızlık olan kronik yorgunluk. Çalışan insanların en az %80’i farkında olmasa da bu hastalıktan muzdarip. Kronik yorgunluk, fiziksel ve ruhsal birçok sorunun bir araya gelip kompleksleşmesi halinde ortaya çıkar. Dikkat edilmemesi ya da tedbir alınmaması durumunda ise uzun yıllar insan bedeni üzerindeki etkisini sürdürür. Kişi, günlük rutinlerini sürdüremeyecek hale gelir.  Kronik yorgunluk, insan bedeninde hüküm sürdükçe, kişinin çalışmasına, düşünmesine, hareket etmesine engel olur. İlerleyen safhalarda ise yerini, hiç geçmeyecek bir yorgunluğa ve halsizliğe bırakır.

Kronik yorgunluğun nedeni psikolojik de olabilir. Aşırı stres önce ruhsal, sonra bedensel yorgunluğu tetikler. Ancak yorgunluğun başka bir nedeni de altta yatan şeker, tiroit, hepatit, enfeksiyon ya da kan hastalıkları, vitaminsizlik, tansiyon, kalp-damar hastalıkları olabilir. Yorgunluk belirtileri kendini zamanla gösterir. Kişi yavaş yavaş kansızlıktan, şişkinlikten, kabızlıktan, fazla uyumaktan ya da uykudan uyanamamaktan yakınmaya başlar. Böyle durumlarda kişi mutlaka bir doktora görünmeli, gerekli tahlilleri yaptırmalıdır.

Dengeli ve sağlıklı beslenerek, alkol ve sigara kullanmayarak, düzenli uyuyarak ve egzersiz yaparak kronik yorgunluktan kaçınılabilir. Balık -özellikle omega 3 yönünden oldukça zengin bir balık olan somon- tüketmek kronik yorgunluğu uzaklaştırır. Üstelik balık yağı, vücuda hazır olarak da alınabilir. Uluslarası Sağlık Örgütü’nden alınan bilgilere göre, omega 3 aynı zamanda mutluluk hormonunun salgılanmasını sağlar.

yag-asidi-takviye

Omega 3 Eksikliğine Dikkat!

Bugüne kadar, sık sık omega 3’ün tanımından ve sağlığımıza olan faydalarından bahsettik. Belirli zamanlarda değil de günlük ve düzenli bir şekilde almamız gerektiğini de ayrıca belirttik. Çünkü omega 3 gerektiğinde değil, her zaman kullanmamız gereken, vücudumuzun üretemediği ancak vücudumuz için son derece gerekli olan yağ asitlerini içermektedir. Bu yağ asitlerinin takviyesini yapmadığımız sürece karşılaşabileceğimiz çeşitli sorunları aşağıda gördüğünüz üzere, sizler için sıraladık.

  • Hafıza problemleri
  • Konsantrasyon güçlüğü
  • Halsizlik
  • Kronik yorgunluk
  • Eklem ağrıları
  • Stres
  • Tahammülsüzlük
  • Kalp ve diğer vücut sistemlerinde bozukluk
  • Vücut fonksiyonlarının seyrinin değişmesi
  • Cilt problemleri
  • Göz hastalıkları

 

 

yaslilik-engel-besin

Yaşlılığa Engel Olan Besinler

Hızlı yaşam biçimi çağımızın esas sorunu. Her gün, bir önceki günden biraz daha hızlı geçiyor. Daha fazla kişiyle iletişim kuruyor, daha fazla yere yetişiyor, daha fazla iş yapıyoruz. Hızlı yemek yiyor, hızlı konuşuyor, hızlı gülüyoruz. Bu hengamenin verdiği yorgunluk ve stres ile dengesiz beslenme bir araya gelince vücudumuzda çeşitli hastalıklar ortaya çıkıyor. Defalarca doktora gidip, çok sayıda ilaç kullanarak hayli yıpranıyor, yıprandıkça da yaşlanıyoruz. Yaşlanmak  ise halsizliği, unutkanlığı, kırışıklıkları hatta alzheimer gibi ciddi boyuttaki hastalıkları beraberinde getiriyor. Esasında, yaşlılığın etkilerini en aza indirgemek ve yaşlılığı geciktirmek ruh ve beden sağlığımız açısından faydalı olacaktır. Günümüzde insanlar doğal yollarla bunu sağlamak yerine, teknolojik yöntemlerden medet umuyor. Üstelik bu yöntemlere gırla para ödüyorlar. Halbuki sadece dengeli beslenerek ve spor yaparak ilerleyen yaşlarda bile sağlıklı ve genç kalabiliriz. Çünkü dengeli beslenme ve spor, bütün hastalıkları önler.

Dengeli beslenmek aynı zamanda sağlıklı beslenmek demektir. Bol miktarda sebze ve meyve tüketmeliyiz. Böğürtlen, ahududu gibi orman meyveleri, nar, avakado ve sarımsak sağlığımız için oldukça faydalı besinlerdir. Bu besinler dinç ve zinde hissetmemimizi sağlar. Yaşlılığı geciktirir. Tabi bedenimizin sağlığı için ruh sağlığımıza da özen göstermeliyiz. Çünkü stres psikolojik rahatsızlıklara sebep olur. Psikolojik rahatsızlıklar ise kalıcı ve ciddi hastalıklara neden olup vücutta vuku bulabilir. İçinde bulunduğumuz hızlı yaşam koşullarında, psikolojimizi sakinleştirmek istersek, balık yağı tüketebiliriz. Omega 3, içerdiği bileşenler sayesinde unutkanlığı ve halsizliği önleyerek, ruh sağlığını rahatlatır. Yaşlanmayı geciktirir.

balik-koku

Balık Kokusu Giderilebilir Mi?

Balığın insan sağlığı için faydalı bir besin olduğundan sık sık söz ediyoruz. Sofralarda, haftada en az bir kere, balığa yer verilmesi gerektiğinden de. Ancak balığın pişirilmesi sonucunda oluşan koku birçok insanı rahatsız etmekte, hatta balıktan tiksindirmektedir. Sağlığınız ve balığı afiyetle yiyebilmeniz için balık kokusunun nasıl giderilebileceğini araştırıp maddeler halinde sıraladık.

  • Kızartma yağına 1-2 dal maydanoz atmak
  • Balığı kızartırken başka bir tencerede sirkeli su kaynatmak
  • Izgaradaki balıkların arasına defne yaprakları koymak
  • Balık pişirilirken kokulu mum yakmak
  • Ufak, porselen bir fincana toz şeker koyup, pişirme esnasında, ocağın en küçük gözünde eritmek
  • Kızgın yağın içerisine 4-5 dilim limon koymak ya da ocakta limon kabuğu yakmak
  • Balığı pişirdikten sonra tütsü yakmak
  • Teflon tavada kuru çay kavurmak
  • Bir tencere suya vanilya koyup kaynatmak

Balık kokusu elinize bulaştıysa eğer, limonu ikiye bölerek elinize sürebilirsiniz. Elinizi soğuk suyla yıkadıktan sonra koku geçecektir. Omega 3 ihtiyacınızı karşılayacak en önemli gıdanın balık olduğunu biliyoruz. Ama hala balık kokusundan tiksiniyorsanız balık yağı kullanabilir, Omega 3 ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

 

morina

Vikingler ve Morina

Omega 3 denildiğinde akla gelen ilk ülkenin neden Norveç olduğuyla ilgili tüm tesadüfleri kafanızdan silin. Çünkü Omega 3’ün soğuk olan bu topraklarla ilişkisi ülkenin tarihi kadar eskidir. Bunu öğrenmek için ülkenin geçmişinde bu topraklarda hüküm sürmüş kültürel bir değere bakmamız gerekiyor. Evet, Vikingler. Güçlü, dayanıklı ve zeki olmalarıyla ünlü ve bu nedenle hızla büyüyüp bölgelerinde söz sahibi olan Vikingleri diğerlerinden farklı kılan neydi? Aslında onların çok iyi bildiği ve stratejik olarak çok iyi bir şekilde kullandıkları morina balığıydı. Eğer Vikingleri biraz daha derinlemesine araştırmaya başlarsanız, emin olun morinanın da izine rastlamaya başlarsınız.

Morinanın o dönemdeki önemini anlamak için Antik Vikinglere ulaşacağımız gün ve zamana doğru bir yolculuğa çıkmamız gerekir. Vikingler zorlu deniz yolculuklarına çıkmadan önce çok iyi hazırlık yaparlardı. Bu hazırlığın en önemli noktası ise morina balığıydı. Vikinglerin zorlu yolculuklarla başa çıkmak için dirençlerinin yüksek olması gerekiyordu. Bunun için de faydasını daha öncelerden fark ettikleri morina balığından yararlanıyorlardı.

vikngkler1

Morina balığının yağlı olan karaciğerini deniz suyuyla doldurulan varilin içine koyarlardı ve yağı suyun yüzeyine yükselirdi. Sonrasında okyanusun altını olarak adlandırdıkları bu ham tıbbi yağı çeşitli şekillerde kullanırlardı. Morinanın etini de yan tarafına kuruması için asarlardı. Yağın uzun süreli kullanımı ve bozulmaması için de kendilerine özgü bir soğutma sistemleri vardı.

vikngler2

Bu yöntemler tabii ki ne kadar sağlıklı ve ne kadar güvenilir bilinmez. Ayrıca günümüzde bu işi kolaylaştıracak ve sağlığınızı koruyacak teknolojiler artık gelişmiş durumda. Bu yüzden zahmete girmeden ihtiyaç duyduğunuz omega 3’ü daha güvenli bir şekilde tedarik edebilir ve Vikinglerin tarih yazarken sahip oldukları gücü siz de derinlerde hissedebilirsiniz. Kısacası omega 3, vücudunuzu korumak için hastalıklarla savaşan emrinizdeki Vikingler olabilir.