45) 16-02-26-bahar-yorgunluk

Bahar Bizi Kapıda Karşılıyor

Vücudumuz her ne kadar mevsimlere uyum sağlamaya çalışsa da ufak tefek pürüzler çıkabiliyor. Kış semptomlarını henüz üzerimizden atamamışken bahar bizi kapıda karşılıyor. İlkbaharın gelmesiyle havalar aniden ısınıp aniden soğuyabiliyor. Değişken havalara ayak uyduramayan bünyemiz ister istemez zayıf düşünce bedensel ve ruhsal hastalıklarla debelenmeye devam ediyoruz.

Bahar aylarında havadaki pozitif ve negatif elektrik yükleri artıyor. Pozitif iyonlar, kişiyi canlı ve enerjik hissettirirken negatif iyonlar halsizliği ve yorgunluğu getiriyor. Güneşe daha fazla temas edilen dönemlerde bazı hormonlar daha fazla salgılanarak kişiyi neşeli bir bireye dönüştürüyor. Ancak depresif ruh haline sahip olan insanlar kendini daha çıkmaz bir durumda hissedebiliyor. Bu hissiyatın tek nedeni hava değişimi değil tabii ki. Yeterli ve sağlıklı beslenmeme, vitamin ve minerallerin eksik kalması, tiroit bezinin düzensiz çalışması, tansiyon, kalp, enfeksiyon hastalıkları ve fazla sigara kullanımı yorgunluğu arttırıyor. Migren, depresyon, tansiyon gibi rahatsızlıklara daha sık rastlanıyor. Hava sıcaklığındaki yükselişler, sıcağa maruz kalan bireylerde kalp debisi ve hızında artışa, terlemeye, vücutta sıvı kaybına doğru gidiyor. İleri yaşlardaki bireylerde de yine yüksek tansiyon, koroner kalp hastalığı, kalp yetmezliği, kalp krizi, inme, bacak damarlarında tıkanma gibi ciddi sağlık sorunları görülüyor.

Bahar yorgunluğunu gidermek için kış aylarında eksik olan vitaminlerin vücuda alınması gerekiyor. Özellikle B ve C vitaminleri, potasyum-çinko içeren besinler, vücuda enerji sağlayan karbonhidratlar ile Omega 3 yağ asitleri, hücrelerimizin temel yapı taşı olan proteinler zinde hissettirerek yorgunluğu gideriyor. Daha az kimyasal maddeye maruz kaldığı için mevsim meyve ve sebzelerini tüketerek, çay ve kahveyi azaltarak günde en az 8-10 bardak su içerek, düzenli egzersiz yaparak metabolizma hızlandırılıp bahar yorgunluğundan korunmak mümkün. Bunlara ek olarak da çalışma ve dinlenme aralıklarının iyi ayarlanması zihni ve bedeni diri tutmaya yardımcı olabilir. Yorgunluğun dinmemesi, günlük rutini,  kişinin performansını ve psikolojisini etkilemesi durumunda ise bu sağlık sorunlarının geçiştirilmemesi, bir doktora başvurulması gerektiği tavsiye edilmektedir.

800x400_34

Morina Balığını Tanıyor Musunuz?

Morina balığı karaciğer yağının faydalarından sürekli söz ediyoruz. Peki morina balığını tanıyor muyuz? Tanıyorsak, ne kadar tanıyoruz? Ya da özelliklerini biliyor muyuz? İnsan sağlığına birçok faydası olan morina balığının kendisini göz ardı edersek haksızlık etmiş oluruz.

Morina balığının yaygın olarak bilinen ismi Büyük Mersin Balığı’dır. Bilimsel adı ise “Huso Huso”dur. Acipenserida familyası ile Acipenserinae alt familyasının ve Acipenseriformes takımının bir üyesidir. Genelde iri türleri 6 metre boyundadır. Boyu 8.6 metreye kadar, ağırlığı da 1300 kilograma kadar ulaşabilir. Küçükler, büyüklere nazaran hareketlidir. Büyük morina balıkları ise daha yavaş hareket ederler. Pulları yaşlandıkça aşınır ve kaybolur. Ağzı geniştir, somağının üzerinde iki tane uzun bıyık mevcuttur.

İlkbaharın sonunda nehirlerin alt ve üst kısımlarında, sonbaharın sonlarında ise üst kısımlarda yaşarlar. Taşlık ve çalıların üzerine yumurtlarlar. Büyük dişi morina balıkları yaklaşık 7 milyon tane yumurta bırakır. En fazla bir hafta sonra, yumurtalar çatlar, yavrular çıkar ve açık denize göç ederler. Yetişkinler ise denize döner. Erkeklerin erginleşmesi 12-16 yıl, dişilerin erginleşmesi 20 yıl sürer. Defalarca yumurtlama dönemi geçirerek ve göç ederek 100 yaşlarına kadar yaşayabilirler.

800x400_33

Alerjik Reaksiyonlar

Alerjik rahatsızlıklar vücutta çeşitli biçimlerde kendini gösterir. Göz, deri, solunum ve sindirim sistemi gibi birçok organ ve sistemi etkiler. Özetle alerjiler, vücudun bağışıklık sisteminin enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olan doğal savunma sisteminin verdiği aşırı tepkilerdir.

Alerjik reaksiyonlar esnasında bağışıklık sistemi genellikle toz, polen, böcekçikler gibi zararsız maddelerle vücuda saldırıyorlarmış gibi savaşır. Bu da isilik, gözlerde ve vücutta kaşınma, burunda akıntı, nefes almada güçlük, bulantı ve ishal gibi semptomlara sebebiyet verir. Alerjik bir reaksiyon, ilk defa bir alerjenle karşılaştığında gerçekleşmeyebilir. Örneğin, ilk kez gerçekleşen bir arı sokmasında yalnızca bir ağrı ve kızarıklık oluşur. İkinci arı sokmasında ise kurdeşen veya nefes almada güçlük ortaya çıkabilir. Bu, yine bağışıklık sisteminin verdiği tepkinin bir sonucudur.

Alerjik rinit (saman nezlesi), en sık rastlanan alerji türüdür. Hapşırma, burun akıntısı, burunda kaşıntı ve tıkanıklığa neden olur. Alerjik konjonktivit; gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, ürtiker; vücutta kaşıntı, deride kabarıklık, kaşıntı, anafilaksi; iç sıkıntısı, el ayası ve ayak tabanında kaşıntı, tansiyon düşüklüğü ve şok, soluk borusunda şişme ve nefes darlığı ile baş gösterir. Yer, mevsim, aile üyelerindeki benzer alerjik reaksiyonlar ve çevre faktörü de bu belirtilere zemin tutar.

Çoğu alerjik semptom hafif bir şekilde ortaya çıkar ve evde tedavisi yapılabilir. Ancak bu semptomlar aşırıya kaçarsa burun kanaması, kulak problemleri, hırıltılı soluma ve öksürmeye dönüşüp sağlıklı beslenilmediği ve tedbir alınmadığı takdirde ölüme kadar gidebilir. Omega 3 açısından zengin besinler, brokoli, lahana gibi yeşil yapraklı kış sebzeleri, C vitamini, magnezyum içeren ve anti-enflamatuar besinlerin alerjik semptomları azaltarak bu semptomların getirdiği hastalıklara iyi geldiği bilinmektedir.

asya_

Chia Tohumu Omega 3 İçeriyor

Chia tohumu, Avrupa ve Amerika’da sıklıkla kullanılan, faydalı bir bitkidir. Latin Amerika’da yetişmektedir. Fazla miktarda suda çözünen posa içerir. Ağırlığından daha fazla su absorbe etmesi sebebiyle bol miktarda su ile tüketilmelidir. Bu durum diyet yapanların yararınadır. Çünkü chia tohumları iştah azaltmaya ve tok hissetmeye sebep olur. Ayrıca içerdiği posa, kan şekerinin ayarlanmasını ve kabızlığın önlenmesini sağlar. Çölyak hastaları için de birebirdir. Tahıl tanesi olarak ya da öğütülerek kullanılabilir.

Chia tohumu, içerdiği posanın yanı sıra bünyesinde omega yağ asitleri, protein, kalsiyum, B grubu vitaminleri ve antioksidan maddeler de barındırıyor. Bitkiler arasında en yüksek Omega 3 miktarını içermesi nedeniyle kalp ve eklem sağlığında olumlu etkileri görülmektedir.

800x400_24

Kimler D Vitamini Eksikliği ile Karşı Karşıya?

D vitamini eksikliği toplumumuzda ciddi boyutlara ulaşmış önemli bir sorun. Ancak kan tahliliyle fark edilebilen D vitamini eksikliği herkeste görülebileceği gibi, bazı gruplar daha fazla risk altında. D vitamini eksikliğiyle karşı karşıya kalma ihtimalleri yüksek olan kişileri aşağıda sizler için sıraladık:

  • Omega 3 oranı yüksek olan yağlı balık ve süt ürünlerini tüketmeyi reddeden veganlar,
  • Gelir düzeyi düşük olup balık ya da doğal A ve D vitamini içerikli balık yağı tüketemeyenler,
  • Hamilelikte D vitamini ve kalsiyum ihtiyacının artması sebebiyle hamileler,
  • Gün boyu kapalı ortamda bulunmak zorunda olup güneş ışığı göremeyenler,
  • Osteoporoz riski taşıyan, menopoza giren kadınlar,
  • Büyüme çağında olan çocuklar,
  • Kilo sorunu olanlar ve obezite ile mücadele edenler,
  • Yaşlı insanlar,
  • Kalsiyum ve D vitamini emilimini olumsuz etkileyen kronik diyare hastaları,
  • Kronik hastalıklar nedeniyle yeterli beslenemeyip D vitamini ihtiyacı artanlar,
  • Yoğun çalışanlar,
  • Sağlıksız beslenenler.

    Kaynak: semihaydintug.com

35) 16-01-20-morina-d-vitamini

Morina Balığı ve D Vitamini

Yaş ilerledikçe, daha çok kadınlarda baş gösteren en önemli sağlık sorunlarından biri kemik erimesidir. D vitamini, kemik sağlığının korunması ve kemiklerin güçlenmesinde vücuda alınması gereken en önemli vitamindir. Yapılan birçok araştırmalar neticesinde, soğuk yerlerde yaşayan ve yeterince güneş ışığına maruz kalmayan kişilerde D vitamini eksikliğine rastlanma oranının yüksek olduğu görülmektedir. Bu eksiklik, kemiklerde çatlamaya, güçsüzleşmeye, kemik yoğunluğunda azalmaya ve hatta obeziteye neden olmaktadır.

Güneş ışığı, en güçlü D vitamini kaynağıdır. Fakat vücudumuz tarafından D vitamininin aktif kullanımı, ancak dik gelen güneş ışınlarıyla sağlanmaktadır. Uzmanlara göre, öğle güneşi altında cildimize güneş koruyucu sürmeden, her gün 20’şer dakika güneşlendiğimiz takdirde sağlığımızın devamlılığı açısından gerekli olan günlük D vitamini miktarını karşılayabilmekteyiz. Fakat ülkemizde ciddi boyutlara ulaşmış olan D vitamini eksikliği görülme oranı düşünüldüğünde, güneşten mahrum kaldığımız aşikardır. O halde size D vitamininin başka bir doğal kaynağından bahsedelim:  Morina balığı karaciğer yağı (Cod Liver Oil) yüksek miktarda D vitamini içermekte, kemiklerin güçlenmesinde ve kemik sağlığının korunmasında önemli rol oynamaktadır. Norveç’te bebeklik döneminden itibaren morina balığı karaciğer yağı (Cod Liver Oil) kullanılmasının önemli nedenlerinden birisi, bebeklerin ihtiyacını karşılayacak düzeydeki D vitamini içeriğinden dolayıdır. Düzenli olarak morina balığı karaciğer yağı (Cod Liver Oil) kullanmak, osteoporoz ve raşitizm gibi kemik hastalıklarını da önlemektedir.

D vitamini kemik sağlığı dışında sinir sistemi, kalp sağlığı ve iltihaplara da iyi gelmektedir.  Bu nedenle insanların güneşli havalarda dışarıda vakit geçirmeleri vücut sağlığı için çok faydalıdır. D vitamini eksikliği vücudumuzdaki bütün hücrelere ve sistemlere etki edip vücut direncini düşürür. Bağışıklık sistemini çökertip akıl ve beden sağlığımızı olumsuz etkiler. Bu olumsuzluklar ise daha ciddi boyuttaki kronik hastalıklara kadar gidebilir.

Zamanının büyük bir bölümünü evde ve kapalı ortamlarda geçiren çocuklar ve bebeklerde D vitamini eksikliğine sık rastlanmaktadır. Dolayısıyla çocuklar ve bebekler de sık sık ebeveynleri tarafından dışarıya çıkarılmalıdır. Sonuçları bir anda ortaya çıkmayan D vitamini eksikliği astım, içe kapanma, anksiyete veya yorgunluk olarak da kendini gösterebilir.

18) 15-12-04-osteoporoz

Kadınlarda Daha Yaygın Rastlanan Bir Hastalık: Osteoporoz

Osteo; kemik, poroz; zayıflık anlamına gelir. Osteoporoz, insanlar arasında bilinen ismiyle “kemik erimesi”, özellikle bütün dünyada kadınlarda daha sık rastlanan bir hastalıktır.  Genelde 60 yaşın üzerinde ve menopoz dönemindeki kadınlarda görülür. Stres, alkol-sigara kullanımı, D vitamini ve kalsiyum eksikliği, hareketsizlik gibi faktörler osteoporoza sebep olabilir. Bu hastalıkla birlikte, kemikler hassaslaşır, kırılgan hale gelir. En büyük riski ise kemiklerin kırılma olasılığıdır. Bu nedenle ani ve sert hareketler yapmamaya özen gösterilmelidir. Çünkü osteoporoz hemen kendini göstermez. Zamanla ortaya çıkar. Küçük bir öksürük bile osteoporoza neden olabilir.

Sağlıklı ve dengeli bir beslenme bu hastalığı iyileştirebilir. Bir takım araştırmalar sonucu elde edilen sonuçlardan öğrenilenlere göre, fıstık ezmesi, elma sirkesi, fasulye, brokoli, portakal suyu, kişniş, ananas, susam, elma, Hindistan cevizi yağı, badem sütü, kuru erik gibi yiyecek ve içecekler kemik erimesine iyi gelmektedir. Ayrıca Omega 3 yağ asitlerinin içerdiği bileşenler, kemiklerdeki mineral yoğunluğunun artmasını ve kemik erimesinin azalmasını sağlar. Kas ve kemik kaybını önler. Morina balığı karaciğer yağının (Cod Liver Oil) içerdiği D vitamini ve esansiyel yağlar, kemik yapısını güçlendirir. Osteoporoz hastaları, önce doktorlarına danışarak balık yağı kullanımına başlayabilirler.

800x400_22

Doğal A Vitamini Kaynağı

A vitamini, yaşamımızın her döneminde sağlığımız açısından birçok önemli faydası olan olmazsa olmaz vitaminlerden bir tanesidir. Oysaki bizler A vitaminine dört elle sarılacağımıza, detayı vurgulanmadan, gözümüzün korkmasına neden olan “yağda çözünen vitamin, karaciğerde birikici özellik gösterir” ifadesiyle uzaklaşmaktayız. Burada önemle vurgulanması gereken konu; her gün tavsiye edilen miktarlarda A vitamini almamız sağlık açısından herhangi bir sakınca oluşturmayacağı gibi, aksine sağlığımıza yatırım yapmamıza olanak tanıyacaktır.

A vitamininin hayatımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu kısaca özetleyelim:

  • Öncelikle “anti-enfeksiyon” vitamini olarak bilinen A vitamini, vücudumuzun hastalık yapıcı etkenlerle mücadele etmesine ve bu gibi etkenlere karşı vücudun korunmasına yardımcı olmaktadır. Çocukluk döneminin ilk yıllarında sıklıkla görülen ateşli hastalıklar sonrasında A vitamini gereksiniminin daha da arttığı belirtilmektedir.
  • Antioksidan etkinliği ile sağlıklı hücrelerin korunmasında ve bazı kronik hastalıkların önlenmesinde de etkileri görülmektedir.
  • Anne karnında sağlıklı bebek oluşumu ve gelişimi açısından, günlük alım doz önerisine uyularak muhakkak kullanımı tavsiye edilmektedir.
  • Vücudun büyümesi ve gelişiminde önemlidir.
  • Göz sağlığı açısından da önemi büyüktür. Gece körlüğü ve göz kuruluğunun A vitamini eksikliği ile de bağlantısı olduğu düşünülmektedir.
  • DNA yapısının korunması ve böylece sağlıklı hücrelerin oluşumu açısından da A vitamini önem taşımaktadır.
  • İç organlarımızın epitel dokusunun gelişimine ve korunmasına yardımcı olur.
  • Üremeyi tetikleyici etkisi vardır.

A vitamininin bu faydalarının görülebilmesi için bağırsak fonksiyonlarının sağlıklı işleve sahip olması gerekmektedir. İşlenmiş gıdalardan sağlanan A vitamini alımı yerine, doğal kaynaklardan elde edilen A vitamini tavsiye edilmektedir.

A vitamininin önemli bir doğal kaynağı morina balığı karaciğer yağıdır (Cod Liver Oil). Morina balığı karaciğer yağı, hem güçlü Omega-3 yağ asitleri, hem de doğal A ve D vitaminleri kaynağıdır. Tavsiye edilen günlük kullanım dozuna uyulduğu takdirde herhangi bir toksik etkisi olmadan güvenle kullanabilirsiniz.

39) 16-01-20-ilginc-baliklar

Okyanuslardaki İlginç Balıklar

Sualtı dünyasında sürekli söz ettiğimiz balıkların yanı sıra ender rastlanan balıklar da var. Bu balıklar hakkında bilgi sahibi olmadığımız gibi isimlerini bile duymamış olabiliriz. Kendileri de isimleri kadar sıradışı olan bu balıkları sizler için araştırdık.

Fener Balığı: Avlanma tarzıyla ünlüdür. Vücudundaki dikenler uzundur. Bu dikenlerde yaşayan bakteriler ışık üretirler. Fener balığının ışığı avını cezbeder, av ışığa yaklaşır. Bu sayede kendisine yaklaşan küçük balıkları hiç uğraş vermeden yutar.

Balta Balığı: Büyük gözlü, ince vücutlu bir balık çeşididir. Vücutları ışıklı olduğu için avlarını kolay yakalarlar.

Fangtooth Balığı: Uzun, sivri dişleriyle bilinir. Açık denizlerde yaşar. Dişleri nedeniyle ağızlarını kapatamazlar.

Futbol Topu Balığı: Tepesinde ampüle benzer bir doku vardır. Onu yakarak avını kendisine doğru çeker.

Damla Balığı: “Çirkin Balık” olarak da bilinir. Akışkan jel kıvamında bir görüntüsü vardır. Avustralya ve Tazmanya sularında yaşar.

Fırfırlı Köpek Balığı: 1500 metre derinlikte yaşar. 25 sıradan oluşan 300 tane dişi vardır.

Domuz Mürekkep Balığı: 10 cm boyunda, sevimli bir balıktır. Kendiliğinden ışık üretir ve avına ulaşır


Kaynak: onedio, national geographic 

26) 16-01-12-altın-besinler

2016’nın Faydalı 10 Altın Besini

2016 yılında bizlere faydalı gelecek, sağlığımızı olumlu etkileyecek besinleri araştırdık ve sizler için sıraladık.

  1. Chia tohumu: Omega 3, Omega 6, kalsiyum ve demir açısından zengin bir besindir. Somondan daha fazla Omega 3 içerir.
  1. Çörek otu: Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Omega 3 ve Omega 6’nın yanı sıra çeşitli enzimleri ve vitaminleri de içerir.
  1. Kinoa: Çok tahıl, az protein içerir. Vücudun kendi başına üretemediği 9 temel amino aside sahiptir. Dolayısıyla iyi bir protein kaynağı olarak bilinir.
  1. Ispanak: İçerdiği demirin yanı sıra, B vitamini türü olan folat adlı maddeyi bünyesinde barındırır.
  1. Brokoli: Kansere yol açan maddeleri sulforafan ve indole-3 karbinol gibi fotokimyasallarla yok eder. Çiğ yenmeli ya da çok az pişirilmelidir.
  1. Yaban mersini: Bulundurduğu antosiyaninler beynin gücünü arttırır. Kanser ve kalbe de iyi gelir.
  1. Yulaf: Kolesterolün düşürülmesinde etkilidir. Her gün düzenli olarak, çiğ ya da pişirilmiş olarak tüketilmelidir.
  1. Tatlı patates: Sarı patatese nazaran daha fazla lif içerir. Diyet yapanlar için de faydalıdır. Beta karoten, C vitamin, demir ve kalsiyum açısından zengindir.
  1. Sarımsak: Bileşenlerindeki sülfidler kolesterolü düşürür. Kanın yapışkanlığını azaltır.
  1. Bitter çikolata: Kan basıncını (tansiyon) düşürür. İçerdiği flavanoidler kalp-damar hastalıklarına karşı korur. Antioksidanlar ise kötü kolesterolü önler. İyi kolesterolü yükseltir.